Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR



Güncelleme: 26. 04. 2003

Paslanma makinası

"Otur bakalım, delikanlı" dedi Yetkili...
"Teşekkür ederim" dedi genç adam, yerini alırken...
"Senin hakkında kulağıma bazı söylentiler geldi" diye söze girdi Yetkili... "Aslında önemli şeyler değil, ama biraz fazla sinirli olduğun anlaşılıyor. Birkaç aydır adından söz edildiğini duyuyordum. Seni çağırıp konuşmak istemiştim, ama, bir türlü fırsatını denk düşürememiştim. Belki görev yerini değiştirmek istersin. Denizaşırı ülkelere gitmek, tekrar Savaş Bölgesi'ne dönmeye ne dersin? Senin gibi kavgacı, mücadeleci gençleri masa başı görevler öldürüyor, bunaltıyor olmalı..."
"Sanmıyorum efendim" diye yanıtladı, kolundan çavuş sırmaları görünen genç adam...
"Peki öyleyse" dedi Yetkili, "O zaman ne istediğini söyle."
Omuz silkti genç çavuş... Ellerine dikti gözlerini... "Barış içinde yaşamaktan başka hiç bir isteğim yok" dedi, "Bir sabah uyandığımda, bütün topların pas tuttuğunu, bütün bakteriyolojik silahlardaki mikropların öldüğünü, bir anda bataklığa dönen yollarda tankların tarih-öncesi yaratıklar gibi batıp kaybolduklarını öğrenmek istiyorum. Tek istediğim de bu..."
"Hepimiz istiyoruz bunu" dedi Yetkili, babacan bir tavırla... "Şimdi bu idealist gevezelikleri bırak da nereye gitmek istediğini söyle... İki tercihin var. Ya Kuzey, ya Güney Savaş Bölgesine gideceksin."

Yetkili bunu söylerken, masasının üstüne açtığı pembe haritanın üstünde dolaştırıyordu, işaret parmağını. Ama, genç çavuş gözlerini ellerinden ayırmadan, Yetkili'nin söylediklerini duymadan konuşmasını sürdürüyordu.
"Düşünün bir kere" dedi, "Yarın sabah uyanmışız. Bütün toplar, silahlar pas tutmuş. Ne yaparız, o zaman?"

Yetkili bu genç adamla konuşurken biraz daha dikkatli, biraz daha ölçülü, biraz daha anlayışlı olması gerektiğini anladı o zaman... Sevecen bir gülümseme kapladı dudaklarını...
"İlginç bir soru" dedi, "Bana sorarsan böyle bir şey olursa, bütün dünyada kitlesel bir panik meydana gelir. Her ülke, kendisini, silahtan tecrit edilmiş tek ülke sanır. Başka ülkelerin de bu durumda olduklarını öğrenmeye fırsat kalmadan, içine düştüğü bu durumdan ötekileri sorumlu tutar. Borsalar çöker, intiharlar başlar. Durum anlaşılıncaya kadar da olan olur, ölen ölür. Milyonlarca insanı yitiririz bir anda..."

"Ama bunun sonrası da var" diye inatla sürdürdü genç adam tartışmasını... "Ölenler öldükten sonra kalanlar kalır. Durumun farkına varırlar o zamana kadar Korkulacak bir şeyin kalmadığını anlar, sil-baştan yepyeni, pırıl pırıl bir dünya kurarlar".

"Sen insanları tanımıyorsun delikanlı" dedi Yetkili... "Durumu kavradıkları anda insanların yapacakları ilk iş, yeniden silahlanmaktır."
"Durdurulabilir bu..."
"Ellerine silah vermesen bile dövüşmenin başka yollarını bulur insanlar" dedi Yetkili... "Çıplak yumruklarıyla saldırırlar birbirlerine... Çelik mahmuzlu boks eldivenleri yaparlar kendilerine... Ordularını bunlarla donatıp sınırlarına yığınak yaparlar. Alın eldivenlerini, tırnaklarıyla, ayaklarıyla saldırırlar birbirlerine... Kollarım, bacaklarını kessen, tükürürler birbirlerinin suratlarına... Küfrederler. Dillerini kesip ağızlarını tıkaçla kapasan, bu kere de sivrisinekleri, kuşları öldürecek pislikte dışkılarını vururlar ortalığa... Orayı da tıkasan, bu kere gözeneklerinden kin kusarlar''.

"Demek ne yaparsak yapalım, boşa gideceğini söylüyorsunuz" dedi genç çavuş...
"Evet, delikanlı" dedi Yetkili... "Kaplumbağanın kabuğunu koparmak gibi bir şey bu... Şoktan ölür insanlar..."

Delikanlı ağır-ağır başını salladı, bir o yana, bir bu yana...
"Belki de bana yalan söylüyorsun" dedi, "Savaş biterse bu rahat görevinin de biteceğinden korkuyorsun. Onun için bu kadar direniyorsun".
"Tutumumu yadırgama sakın... Yüzde doksanı mevcut durumu hicvetmek, yüzde onu da anlayacağın biçimde sana anlatmak... Öyle paslanma'dan falan da sözetme artık... Unut onları."

Genç adam irkilerek başını kaldırdı havaya...
"Paslanma hakkında ne biliyorsun?" diye sordu, "Nereden duydun, bende paslanma olduğunu?"
"Ne dediğini anlayamadım" dedi Yetkili, şaşırarak....
"Paslanma'yı nereden biliyorsun?"
"İnan, söylediklerinden tek sözcük bile anlamadım" dedi Yetkili...
"Paslanma'dan söz ediyorum" dedi genç çavuş, "istersem, bu gece, Paslanma'yı başlatabilirim."

Kahkahayı bastı Yetkili... "Ciddi olamazsın bu söylediklerinde..." "Hayatımda hiç bu kadar ciddi olmamıştım" dedi genç adam... "Aslında beni yanınıza çağırdığınız iyi oldu. Bir süredir görüşmek istiyordum sizinle... Uzun süre bu Paslanma üstünde çalıştım. Bu icadımı düşünmekten haftalarca uykusuz kaldığım oldu. Uyuduğumda da düşlerimden çıkmak bilmedi. Belli bazı atomların yapılarıyla ilgili bir şey... Çelik zırhları oluşturan atomların düzenleniş biçimi, karşılıklı ilişkileri üstünde çalıştım. Onlarda bir dengesizlik unsuru arayıp durdum. Biliyorsunuz, fizik ve metalürji alanda uzmanım ben. Su buharını kullanarak çelik maddelere 'sinir buhranı' geçirtmenin, yatalak etmenin yollarını sonunda buldum. Dünya atmosferindeki su buharını çelikten yapılmış her şeyin üstüne salma yollarını araştırdım. Uygarlığımız çelik üstüne kurulu... Binalarımızı, fabrikalarımızı yok etmek istemem elbette... Bu yüzden de, seferber edeceğim su buharlarına belli hedeflere yönelmelerini de öğretebilirim. Toplan, mermileri, tankları, uçakları, savaş gemilerini hedef alacak benim bu su buharlarım... Gerekirse bakır, tunç ve alüminyumu da hedef alabilecekler kendilerine... Bir silahın Paslanma'sı için, onun yanından geçmem bile yeterli."

Yetkili, gözleri faltaşı gibi açılmış, gövdesi masanın üstüne kaykılmış olarak genç çavuşa bakıyordu. Gözlerini ayıramıyordu üstünden... "Bir soru sormama izin var mı?" diyebildi, bir süre sonra...
"Sorun"
"Kendini Tanrı yerine koyduğun, kendini peygamber sandığın zamanlar oldu mu?"
Genç adam ciddiye aldı bu soruyu... "Olmadı, ama, Tanrı'nın bana bu büyük buluşu yapmam için fırsat tanımasının ne kadar sevindirici bir şey olduğunu düşündüğüm anlar elbette olmuştur".

Yetkili elini ceketinin iç cebine sokup bir dolmakalem çıkardı. Bir mermi vardı kalemin ucunda... Kalemin ucunu çıkartmak için düğmeye bastığınızda, tabanca gibi ateşleniyordu kalem... Mermiyi şimdilik etkisiz kılmak için kalemin ucunu kıvırdı, sonra düğmeye bastı. Önüne çektiği bir formu doldurmaya başladı. "Öğleden sonra şu formu Dr. Matthews'a bizzat götürmeni istiyorum" dedi, "Ciddi bir şeyin olmadığım biliyorum, ama, tepeden tırnağa iyi bir muayeneden geçsen iyi olur. Sanırım, sen de zaman zaman rahatsızlık hissediyorsundur".
"Delirdiğimi zannediyordunuz değil mi?" dedi genç çavuş, buruk bir gülümsemeyle... "Söylediklerimin tek sözcüğüne bile inanmadınız, değil mi? Ama, inanın, her söylediğim doğru... Küçük bir makine, benim bu icadım... Sigara paketinin bile içine sığabilecek kadar küçük... Bin beş yüz kilometre çapındaki bir alana etki yapabiliyor. Belli bir çelik alaşımına programlanmış olarak bu makineyi birkaç gün içinde bütün ülkede dolaştırabilirim. Düşmanın üstümüze saldırması tehlikesi de yok... Bize yaklaşmaya kalktıkları anda onların da silahları Paslanma'ya uğrayacak... Burası bittikten sonra Avrupa'ya da uçabilirim. Orayı da halledip dünya turunu tamamladıktan sonra, bütün dünya, sonsuza dek, savaş tehlikesinden kurtulmuş olur. Bir rastlantı sonucu yaptım bu aracı.. Nasıl yaptığımı ben de bilmiyorum. Olanaksız diyebilirsiniz, ama, unutmayın ki, insanlar atom bombasına da olanaksız demişlerdi başlarda...
Kaplumbağanın kabuğunun koparılması benzetmesi benim de aklıma gelmişti. Tastamam bir ay düşündüm, icadımı kullanıp kullanmamak konusunda... Ama, sizinle yaptığım bu konuşma kafamı berraklaştırdı, karar vermemi kolaylaştırdı.
Atomun parçalanabileceğine, uçağın uçabileceğine inanmadı insanlar. Ama, atom parçalandı, uçak uçtu.
Şimdi, hiç kimse, barış gelebileceğine inanmıyor.
Gelecek... Gelecek... GE-LE- CEK..."




 




Diğer yazılar için tıklayın


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla