Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR



Güncelleme: 28. 12. 2001


Kapıdaki Melek

O sabah Ben, kuzenimin evine süt getirdiği zaman, her zamanki gibi neşeli değildi. Orta yaşlı, zayıf adamın konuşmak istemediği belliydi.

1962 Kasımının sonuydu ve Kaliforniya Lawndale'e yeni gelmiş biri olarak sütçülerin hâlâ kapıya şişeler içinde süt getirdiklerini görmek beni sevindiriyordu. Kocam ve çocuklarımla beraber ev ararken kuzenimin evinde geçirdiğimiz haftalarda Ben'in şen konuşmasından hoşlanmaya başlamıştım.

Ama bugün tel taşıyıcıdan sütleri çıkarırken, çok hüzünlü görünüyordu. Hikayeyi ağzından almak için uzun ve dikkatli bir sorgulama yapmam gerekti. Utana sıkıla iki müşterinin borçlarını ödemeden şehirden ayrıldığını ve zararı kendisinin karşılaması gerektiğini anlattı. Müşterilerden birinin borcu sadece 10 dolardı, ama diğerinin 79 dolar borcu vardı ve yeni adresini bırakmamıştı. Ben, faturanın bu kadar kabarmasına izin verecek kadar aptalca
davrandığı için üzgündü.

"Tatlı bir kadındı, altı çocuğu vardı ve hamileydi. Her zaman 'Kocam ikinci bir iş bulur bulmaz borcumu ödeyeceğim' derdi. Ona inandım. Ne kadar da aptalmışım! İyi bir şey yaptığını sanıyordum, ama ağzımın payını aldım."

Ona sadece "Çok üzgünüm" diyebildim.

Onu bir sonraki görüşümde daha da sinirliydi. Bütün sütünü içen pasaklı çocuklar hakkında konuşurken tüyleri diken diken oluyordu. Tatlı aile, bir yumurcak sürüsüne dönüşmüştü.

Tekrar üzüntümü dile getirdikten sonra konuyu kapattım. Ama Ben gidince kendimi onun sorununa kaptırmış olduğumu ve ona yardım etmeyi çok istediğimi farkettim. Bu olayın hoş bir insanı katılaştıracağından endişe ettiğim için bu konuda ne yapılabileceğini düşünmeye başladım. Sonra Yılbaşının yaklaştığını ve büyükannemin söylediği bir şeyi anımsadım: "Biri senden bir şey almak istediği zaman, bunu ona ver, böylece hiç soyulmazsın."

Ben'in bir sonraki gelişinde 79 dolarlık zararı hakkında kendini daha iyi hissetmesi için bir yol bulduğumu söyledim.

"Hiçbir şey bana bu konuda kendimi iyi hissettiremez, ama yine de dinlemek isterim." dedi.

"Sütü kadına ver. Sütü ona ihtiyacı olan çocuklar için verdiğin için Yılbaşı armağanı olarak kabul et."

"Dalga mı geçiyorsun?" diye sordu. "Ben kendi karıma bile bu kadar pahalı bir yılbaşı armağanı almıyorum."

"İncil'de, 'Ben yabancıydım ve sen beni kabul ettin' diye yazar... Sen de o kadını çocuklarıyla beraber kabul ettin."

"Yani o beni aldatmadı mı? Sorun ne biliyor musun? O, senin değil, benim 79 dolarımdı."

Konuyu kapattım, ama hâlâ önerimin iyi olduğuna inanıyordum. Eve geldiği zaman şakalaşıyorduk "Ona sütü hâlâ vermedin mi?" diye  soruyordum. "Hayır," diye cevabı yapıştırıyordu, "Ama bir başka tatlı anne acıma duygularımdan faydalanmazsa, karıma 79 dolarlık bir armağan almayı düşünüyorum."

Soruyu her sorduğumda biraz daha neşeleniyor gibiydi. Yılbaşına altı gün kala beklediğim oldu. Ben yüzünde büyük bir gülümsemeyle ve gözleri parlayarak geldi. "Yaptım!" dedi. "Ona sütü yeni yıl armağanı olarak verdim. Kolay olmadı, ama kaybedecek neyim vardı ki? Nasıl olsa süt gitmişti, değil mi?"

Onun sevincini paylaşarak "Haklısın" dedim, "ama bunu yüreğinde gerçekten hissetmelisin."

"Biliyorum ve hissediyorum" dedi. "Şimdi kendimi gerçekten daha iyi hissediyorum. Bunun için yılbaşlarını seviyorum. Benim sayemde o çocukların kahvaltı sofralarında bir süre süt oldu."

Tatil geldi ve geçti. İki hafta sonra güneşli bir ocak sabahı, Ben neredeyse koşarak geldi. Gülümseyerek "Bunu duymalısın" dedi.

O gün bir başka sütçünün yerine, farklı bir güzergâh izlediğini anlattı. Adının söylendiğini duymuş, omzunun üzerinden bakmış ve kendisine doğru elinde bir miktar para sallayarak koşa koşa gelen bir kadın görmüştü. Kadını hemen tanımıştı; bir sürü çocuğu olan o tatlı kadın, hani borcunu ödemeyen.

İnce bir battaniye içinde küçük bir bebek taşıyordu. "Ben, bekle bir dakika" diye bağırdı, "sana paranı vereceğim." Ben kamyonu durdurup aşağı indi. Kadın "Özür dilerim" dedi, "sana paranı verecektim." Kocası bir akşam eve geldiğinde daha ucuz bir daire bulduğunu söylemişti. Ayrıca bir gece işine girmişti. Tüm bu olanlar karşısında yeni adresini bırakmayı unutmuştu. "Ama para biriktiriyordum" dedi, "işte borcumun 20 doları."

Ben "Tamam, sorun değil. Borcunuz ödendi" diye cevap verdi.
Kadın şaşkınlık içindeydi. "Ödendi mi? Nasıl yani? Kim ödedi?"
"Ben."
Kadın ona bir meleğe bakıyormuş gibi baktı ve ağlamaya başladı. Ben öyküsünü bitirdiğinde "Peki sonra ne yaptın?" diye sordum.
"Ne yapacağımı bilemedim. Elimi omzuna koydum. Daha ne olduğunu anlamadan ben de ağlamaya başladım. Neden ağladığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Sonra bütün o çocukların kahvaltı masasında sütleri olduğunu düşündüm ve ne oldu biliyor musun? Beni buna ikna ettiğin için gerçekten memnun oldum."
"20 doları almadın mı yani?"
Ben kızgınlık içinde,
"Elbette hayır" dedi, "ona sütü yılbaşı armağanı olarak vermiştim ya!"

Shirley Bachelde



Diğer yazılar için tıklayın


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla