minidev
L.G.B.T.T YAZILARI
Atlet 1-SERDAR SOYDAN

Serdar Soydan
 
 

Her mekânın kendince kuralları vardır. Tamam, belki çoğunlukla zorlama, zorlayıcı ve saçmadır bu kurallar; ama vardır. Bir yerde nasıl davranmamız, neler yapmamız, neler giymemiz, neler konuşmamız gerektiğini az çok bilir ya da acı tatlı deneyimler sonucunda öğreniriz. İnsanız, malum, düşünen, öğrenen, her coğrafyaya şıppadanak intibak eden canlı… Konumuz gey barlar… Gey barlar da her hangi mekânlar olarak kendi kuralları olan yerler; giyim-kuşam ve davranış biçimi dayatması söz konusu yani. Tabii ki uymak zorunda değilsiniz; sevilmeyen, dışlanan, ama bir yanı ile de özenilen asilere her zaman yer var!

Olay bir çekimlenme olayı. Bir mekâna giderken daha, hatta gitme fikri zihnimizde ortaya çıkar çıkmaz, kendimizi o mekâna dair kodlar, o mekâna ait kurallar bütünü içinde konumlandırmaya başlarız. Dedemizin evine giderken cici çocuk, okula giderken salaş, mezarlığa giderken acılı elbiselerimi giyerim. Ya gey bara giderken?

Aslında en şık tişörtümü giymiş, altına yeni yepyeni taşlanmış sol cebi yırtık kotumu ve yeni yepyeni tişörtümü tamamlayan renkte spor ayakkabılarımı geçirmiş çıkıyordum. Süperdim! Saçım varla yok arası jöleli, kaşlarım taralı, gözlerimin altı belli belirsiz sürmelenmiş, iki şişe parfüm baştan ayağa boca edilmiş… İşte bu! Fırtınaydım, kasırgaydım, esip geçecektim o gece. En arzulanan, en çok bakılan, göz süzülen olacaktım, gece sonunda kiminle bardan çıkacağını merak edecek, iddiaya tutuşacaktı herkes…

-Oğlum, içine atlet giy, çıplacık çıkma öyle dışarı, anlamazsın, gece serin olur, terli terli çarpar…

Anneannemdi. Yattığı yerden emirler yağdırmaya, bir dediğinin iki edilmemesine alışmış, buyurgan, dediği en ufak şey yerine getirilmediğinde her an beş yaşında bir çocuk gibi ağlamaya hazır, gözlerini gözlerime dikmiş bakıyordu. Ağzımı açacak, cevap verecek oldum. Annem, hemen başucunda durmuş, çorbasını içiriyordu, el etti. Yüzüne anlayış, itaat telkin eden bir nim tebessüm kondurmuş, yalvarır gözlerle bakıyordu. 

“Ama bara gidiyorum ben, hem koca çocuk oldum, istediğimi giyemez miyim, hem temmuzun ortası be anneanne, ne serini, ne soğuğu, senin kanın çekilmiş, yaz günü altı kat yorgan altında titriyorsun diye herkesi üşür hasta olur sanıyorsun, hem arkadaşlarım ne der, bir anlaşılırsa içime atlet giydiğim… Şöyle süslü püslü, özel, pazar işi olmayan bir atletim olsa neyse, öyle atletim de yok, tişörtümün içinde beyaz atletle mi gideceğim bara, ne derler, adım çıkar, kimse çıkmaz gece benimle, kimse arzu etmez beni!” demek istediysem de bir an için, kuzu kuzu odama giderek sırf dünyadaki günleri sayılı olduğu için ağzının içine bakılan, her lafı keramet kabul edilen anneannemin isteğini yerine getirmekten başka çarem olmadığını kabul etmiş oldum.

Üstümde en şık tişörtüm ve altında beyaz, bembeyaz, kar beyaz atletim, ümidini kaybetmiş bir kader mahkûmu gibi boş sokaklarını arşınlıyordum şehrin; başım önümde, ellerim ölü gibi iki yanımda sallanıyor, kaldırım taşlarını sayıyordum, birden ona, ondan bine, birden sonsuza kadar…

Kötü geçen bir haftanın, zorlu sınavların, ömür tüketen derslerin, boş, bazen incitici, bazen yok etme niyetlisi bakışların acısını çıkartacaktım, niyetim buydu. Hakkım yok mu? Şöyle haftada bir bara gidip sonuna kadar kendimden geçmek, dünyevi kaygı, korku, kabullerden uzak, bulutların üzerinde gezinircesine, başka bir dünyaya, olmayan, yalan, ama var, orada, her şeyiyle, kendi kuralları, insanları, diliyle o dünyada var olmak, var olduğumun, kendim olduğumun tadına varmak istiyordum. Oysa bu atlet, üzerine anneannemin tahakkümü, annemin “Ayşe’ye selam söyle,”si, -Ayşe sözüm ona kız arkadaşım, ailem öyle biliyor tabii, Murat, Arif, Cüneyt yerine Ayşe!- kopmaya çalıştıkça üzerime yapışan, tenimi saran bu atlet…

 

“Ama olsun, hiçbir şey, evet, hiçbir şey felekten haftada bir çalabildiğim bu gecenin büyüsünü bozamaz, izin vermeyeceğim buna, bu gece benim gecem, bu gece benim gecem, cama vuran her damlada seni hatırlıyorum, hayır, hayır, bu gece benim,” dedim, diyebildim bunu ve barın kapısından içeri girdim. 

SERDAR SOYDAN

(devamı haftaya)

 

                                                                                                             

 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

YAZARIN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!