minidev
DİKKAT ÇEKENLER
Doğu Kalkınması Bir Aldatmacadır-Tarık Ziya Ekinci

Tarık Ziya Ekinci
 
 
          Tek Parti Döneminde Şark Sorunu
27 yıllık tek parti iktidarında, tarihsel olarak oluşan ve Kurtuluş yıllarında Mustafa Kemal’in de kullandığı Kürdistan deyimi yazılı olmayan bir kararla ortadan kaldırıldı. Türk yazı ve ifade yaşamından çıkarılan sözcük buharlaşarak yok oldu. Yerine önceleri ‘Şark’ sonra da ‘Doğu’ deyimi tedavüle girdi. Yıllarca Kürt ve Kürdistan deyimi yasak bölgede tutuldu. Bugün bile Doğu bölgesini tanımlamak için coğrafi anlamda da olsa Kürdistan sözcüğünün kullanılması suç sayılıyor. Bu sözcüğü kullananlar hakkında bölücülük davası açılıyor ve mahkumiyet kararları veriliyor.
Tek parti döneminde Fırat’ın doğusu ‘memnu mıntıkaydı’, yabancıların bu sınırı aşması yasaktı. Bölgede bilimsel inceleme ve araştırma yapmak casusluk sayılıyordu. Şark vilayetlerinde halkla temas etmek, bölge hakkında rapor yazmak yalnızca merkezden atanan parti müfettişlerinin, Umumi Müfettişlerin ve valilerin göreviydi. Bu raporlarda, genelde, asayiş sorunları ele alınır, halkın devlete (Jandarmaya) ne ölçüde itaat ettiği anlatılır ve alınması gereken güvenlik önlemleri önerilirdi. Bölgedeki aşiretlerin, tarikat liderlerinin ve Kürt beylerinin güçleri, devlete mensubiyet dereceleri gibi bilgiler de bu raporların ana temasını oluşturuyordu. Bu belgelerde kullanılan bilgilerin kaynağı jandarmaydı. Mecburi iskan kanununun uygulanmasında da jandarmanın raporları dayanak alınırdı. Zaman içinde bu raporlarda, sayıları az da olsa, aydın bireylere de yer verildi. Örneğin 12 Mart’ta Sıkıyönetim askeri mahkemesi dosyalarında Kürt kökenli yüzlerce aileyi ve kimi aydın bireyleri ‘devlet düşmanı’ ve ‘suçlu’ ilan eden resmi raporların yer aldığına tanık olduk.
12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde Sıkıyönetim Komutanlıkları bu raporları dayanarak topladıkları insanları önce zindanlara tıktılar, sonra da kanıt yaratarak mahkum ettiler.
Devlet düşmanı olarak damgalanan Kürtler siyasetten ve devlet yaşamandan soyutlanıyordu. Dost olarak tanımlananlara ise her türlü ikbal kapısı açıktı. Kürtleri temsil edecek milletvekilleri çoğunlukla Türk kökenli aydınlar arasından atanırdı. Bölge halkından seçilen az sayıda milletvekili ise bu raporlardaki verilere göre belirlenirdi. Bunlar, genellikle, Şark Raporlarında dost olarak tanımlanan rejime sadık yerel eşraftan oluşurdu. Örneğin Diyarbakır’ı temsil eden yerli milletvekilleri Pirinççizade, Zülfüzade (Tiğrel), Nakipzade (Ocak) ve Uluğ ailelerinden seçilirdi. 1941-1945 yılları arasında CHP Genel Sekreterliği yapan Memduh Şevket Esendal parti örgütünü yenileme girişiminde bulundu. Esnaf loncalarını kurdurdu. Partide faşizmi çağrıştıran mesleki temsil esasına göre, gençlerden oluşan bir örgütlenmeyi hedefliyordu. Doğu’da yaptığı gezilerde kimi genç elemanlara da üyelik ve milletvekilliği sağladı. Diyarkakır’lı Feyzi Kalfagil Elazığ’da genç bir savcı yardımcısı iken onun önerisiyle milletvekili oldu ve partinin Şark Müfettişliğine atandı. Kalfagil çok partili dönemi önceleyen günlerde hazırladığı bir raporda “ Şarkta jandarmalar köylülere tabii ahvalde hayvanlara reva görülen muameleyi uyguluyor, onlara yük taşıtıyor, bazen de sırtlarına binerek kendilerini taşıtıyorlar” ifadelerini kullandığını anlatmıştı. Parti Genel Merkezine ilk defa insanı konu alan bir rapor sunuluyordu. 1980’li yıllarda, Ferit Melen, yaptığı bir mülakatta, “...(Şarkta) 1950’lere kadar büyük bir baskı dönemi yaşandı. Jandarma kimseye gözünü açtırmazdı. Oraların her şeyi jandarma onbaşısı idi. Zaten güneydoğu Anadolu ‘memnu bölge’ durumuna getirilmişti. Kimseler gitmez, kimseler geçmezdi.” diyor.
 Bölgede sadece güvenlik için yatırım yapılırdı. İnsana hizmet götürme düşüncesi tehlikeli sayılıyordu. Şarkta okul açılması gündeme geldiğinde Feyzi Çakmak “Ne okulu? Biz cahili ile başa çıkamıyoruz, okumuşuyla hiç halleşemeyiz” diyor. Ferit Melen tek parti döneminin Şark politikasını tanımlarken şunları söylüyor: “...Devletin söylenmeyen politikası (Kürtler) ‘zenginleşmesinler, okumasınlar’ şeklindeydi. Örneğin askerde yüksek rütbelere pek çıkmazlar, devlet dairelerinde belirli bir düzeyin üstüne katiyen ulaşamazlardı.”  Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de Kürt gerçeğine salt güvenlik açısından yaklaşıyordu. 1946’da DP genel başkanı Celal Bayar’la yaptığı bir görüşmede “ Doğu’da parti teşkilatları kurmayalım. Siz kurmazsanız biz de bizimkileri lağvedelim...Particiliğin milli birliği bozmasından endişe ederim.” önerisinde bulunuyordu.
 
Çok Partili dönemde Şark Kalkınması Edebiyatı
Çok partili döneme geçişte Kürtler 27 yıl süren baskı rejiminden kurtulmak umuduyla CHP’ye karşı Demokrat Partiyi destekledi. Tek parti döneminin aksine DP’nin milletvekili adayları yerel örgütler tarafından belirlendi. Rejime sadık CHP’li eşrafın yerine tek parti iktidarının dışladığı eşraftan kişiler milletvekili seçildi. Örneğin, 1950 seçimlerinde DP Diyarbakır milletvekilliklerine, sürgünden dönen Mustafa Ekinci ve Yusuf Azizoğlu ile Kürt kimliğini koruyan Mustafa Remzi Bucak seçilmişlerdi. DP’li Kürt eşrafın tek parti rejimine dönük muhalefetinin ana teması, CHP’nin Şark bölgesini ihmal ettiği ve geri kalmasına neden olduğu iddiasından oluşuyordu.
Çok partili döneme geçtiğimiz 1946’dan itibaren siyasal yaşamda yer alan partiler arasında Doğu’nun geri kaldığı ve bölgenin kalkınması için önlem alınması gerektiği konusunda bir propaganda yarışı başladı. Muhalefet partileri (DP ve MP) iktidardaki CHP’yi Şark’a karşı ilgisiz kalmakla suçluyor, CHP ise bölge için yapılan harcamaları açıklayarak Doğu’ya ilgilisiz olmadığını kanıtlamaya çalışıyordu. Oysa yapılan harcamalar güvenlik örgütlerinin bina ve lojistik ihtiyaçları ile personel giderleri için kullanılan paralardı. 1950’de DP iktidara geldikten sonra aynı şikayetler muhalefete geçen CHP tarafından dillendirildi. CHP de DP hükümetlerinden Şarkın kalkınması için yatırım yapmasını istiyordu. Ama DP’nin iktidar yıllarında da, güvenlik amaçlı olanlar dışında, kalkınmaya dönük hiçbir yatırım yapılmadı.
 
Çok partili dönemde başlatılan ‘Şark kalkınması edebiyatı’ özünde, halkı aldatmaya dönük popülist bir seçim propagandasıydı. Şark Kalkınması söylemi 1950’li ve 60’lı yılların en yangın propaganda aracıydı. Bu yıllarda jandarma baskısında görece bir azalma olmakla birlikte, ‘Şark meselesi’ hep bir güvenlik sorunu olarak kaldı. 1954 seçimlerinden sonra DP, sadakatinden kuşku duyduğu eşrafı tasfiye ederek, rejime sadık yeni bir kadro oluşturdu. Şark kalkınmasından çok söz etmekle birlikte doğuda hiçbir yatırım yapılmadı. Ekonomik gerilik ve bölgeler arası dengesizlik devam etti. Toprak mülkiyetine dokunulmadı, köylü yığınlarının yaşamında bir düzelme olmadı.
 Buna karşılık, DP döneminde, Doğu’da kapitalizm öncesi kurumlar bir iç evrim süreci geçirdi. Eski prekapitalist kurumlar kapitalist nitelikli ‘toprak ağalığına’ dönüştü.
DP, izlediği liberal politika çerçevesinde, büyük toprak sahiplerine tarım makineleri, ucuz tohumluk, suni gübre, tarımsal kredi ve ürünlerine sübvansiyonlar sağlayarak tarımda kapitalist ilişkiler kurmalarına katkıda bulundu. Yeni tarım burjuvazisi (toprak ağaları) ayni zamanda siyaset ve ticaret yaşamında da ön almayı başardı. Toprak ağaları, parti örgütlerinde, yerel ve genel seçimlerde söz ve karar sahibi olarak ekonomik ve siyasal güç kazandılar. Buna karşılık köylü yığınları daha da fakirleşti. Kapitalistleşmenin itici etkisiyle tarım sektöründen kopmak zorunda kalan köylüler yaşam değerlerini büyük şehirlerin varoşlarına taşıdılar. Bugün büyük şehirlerin etrafını çevreleyen gecekondulardaki göçmen nüfusun ve tarım sektöründeki köylü yığınlarının mahkum oldukları acılı yaşamın başlıca nedeni bu kasıtlı Şark politikasıdır. Ferit Melen’in deyimiyle “ Kürtler zenginleşmesin, okumasınlar” siyasetinin bir sonucudur.
 
                AKP’nin Doğu’da kalkınmaya dönük yatırım iddiası Bir Aldatmacadır
Bugün de sürdürülen bu maksatlı Şark politikasının doğal sonucu olarak ekonomik ve sosyal gerilik, işsizlik, yokluk ve yoksulluk Kürtlerin yazgısı haline gelmiştir. İhmal politikasını örtbas etmek için Doğu kalkınması edebiyatı bugün daha abartılı bir haldı. Başbakan Kürt bölgesindeki gücünü ağalık kurumundan ve köylülüğün dayandığı dinsel ideolojiden aldığını yadsıyor. Seçimlerdeki başarısını bölgede başlattığı sözde ekonomik kalkınma hamlesiyle açıklıyor. Oysa, yapılan bilimsel çalışmalar, AKP döneminde Doğu’nun daha da fakirleştiğini ortaya koymaktadır. AKP hükümeti de öncekiler gibi Doğu sorununu bir güvenlik sorunu olarak algılıyor ve yaptığı yatırımlar da güvenlik amaçlıdır. Örneğin iktisatçı Mustafa Sönmez’in hazırladığı “Doğu ve Güneydoğu’nun Yoksullaşması ve Çözüm: Barış” başlıklı raporda özetle şu bilgilere yer veriliyor.
a) Yatırımlar: 2002 – 2006 arası teşvik yatırımlarının yüzde 39’u Marmara, yüzde 14’ü İç Anadolu, yüzde 12’si Ege bölgesine verildi. Gaziantep dışında kalan ve nüfusun yüzde 18’ini barındıran 21 Doğu ve Güneydoğu iline ayrılan teşvik yatırımlarının payı ise sadece yüze 4,5’la sınırlı tutuluyor.
b) Refah düzeyi: Toplumun refah derecesini gösteren yeşil kartlı nüfusun oranı 21 Doğu ve Güneydoğu ilinde yüzde 41’dir. Van’da bu oran yüzde 47’dir. Türkiye genelinde her 1000 kişiye 80 özel otomobil düşerken 21 Şark ilinde bu oran yüzde 20’dir. Hakkari’de 7, Muş’ta 9, Şırnak’ta 10, Bitlis ve Bingöl’de 11’dir. Bu veriler AKP iktidarında Doğu’da önceki yıllara göre refah düzeyi ölçütlerinde bir gerileme olduğunu , diğer bir deyimle, yoksulluğun arttığını gösteriyor.
c)Milli gelirdeki pay: 2001 yılında Türkiye’de kişi başına gelir ortalaması 2 bin 146 dolar iken bu rakam Ağrı’da 568 dolardı. 21 ilin içinde en zengin olan Elazığ’da bile bu rakam ancak 1704 dolara ulaşıyordu.. DTP’nin 2003 yılında yayımladığı illerin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında bölgenin 21 ilinden 17’si 81 ilin en alt 20’lik diliminde yer alıyor. 
d)İşsizlik: 21 Doğu ve Güneydoğu illerinde işsizlik oranı Türkiye ortalamasının çok üstündedir. 2006’da Türkiye genelinde yüzde 12.6 olan tarım dışı işsizlik Doğu ve Güneydoğu’nun 21 ilinde yüzde 14.5’tur.Göç nedeniyle Diyarbakır’da işsizlik oranı yüzde 70 düzeyindedir.
e) Güvenlik harcamaları: 2006’da Türkiye’de asker-polis için merkezi bütçeden yapılan harcama oranı yüzde 13 iken, Doğu ve Güneydoğu’nun 21 ilinde bu amaçla yapılan harcamaların oranı yüzde 29’dur. Tunceli’de merkezi bütçeden yapılan asker-polis harcamasının payı yüzde 64’tür.
f)Engellemeler: AKP, bölge belediyelerini ele geçirmek amacıyla DTP’li belediyeleri başarısız göstermek için önemli yatırım projelerini bürokratik engellerle önlüyor. Örneğin Diyarbakır Belediyesi ‘Katı Atık Yönetimi Etüd Projesi’ için Alman Kalkınma Ajansı ile yaptığı 500 bin avroluk hibe anlaşmasının kullanılması DPT kararı ile engellenmiştir. Dicle Vadisi Rehabilitasyonu Etüt Projesi için Türk-İspanyol Ekonomik İşbirliği protokolü kapsamında 350.000 avro hibe sağlanması kararının uygulanması DPT aracılığıyla engellenmiştir. Diyarbakır Suriçi Tramvay projesi Deutsche Bank ile yapılan 5 milyon avro tutarındaki kredi anlaşması teminat verilmediği için rafa kaldırılmıştır. Türkiye – AB Mali İşbirliği çerçevesinde Avrupa Komisyonu’na sunulan Diyarbakır Kentsel Gelişme Projesi için 9 milyon 926 bin avro hibe sağlanmasına ilişkin karar DPT tarafından 6 milyon avroya indirilmiş ve kalanı diğer illere dağıtılmak suretiyle projenin gerçekleşmesi kesintiye uğratılmış. Diyarbakır Katı Atık Entegre Tesisi için AB’den sağlanan 400 milyon avroluk hibe geri çevrilmiştir. Diyarbakır’da kentin kalkınmasında önemli işlevi olan Diyar AŞ. kurulduktan kısa bir süre sonra 330 kişiyi istihdam eder konuma geldiği ve işsizliğin yoğun olduğu bu ilde1300 kişilik istihdam hedefi için projeler hazırladığı halde İçişleri Bakanlığı tarafından lağvedilmiştir.
g) Okur – yazarlık ve Eğitim: Doğu ve Güneydoğu’da okur-yazar oranı Türkiye geneline bakarak yüzde 50 daha düşüktür. UNICEF’in hazırladığı Bölgelerin Gelişim Raporu’na göre Türkiye genelinde okuma-yazma bilmeyen kadınların oranı yüzde 25 iken Şark bölgesinde bu oran yüzde 55’tir. Türkiye geneline bakarak 21 Şark ilinde Okullaşma oranı da aynı düzeydedir. 21 ilin üniversite eğitimi gören nüfus sayısı Türkiye geneline bakarak yüzde biri geçmez. Okul ve öğretmen yetersizliği, araç – gereç yokluğu nedeniyle Bölge illerinde eğitimin kalitesi son derece düşüktür. 21 ilin liselerinden mezun olan öğrencilerin ÖSSM sınavlarında başarı oranı Batı illerinin öğrencilerine bakarak yüzde bir civarındadır.
h) GAP Projesi ve Kalkınmaya katkısı:  GAP projesinin bölgenin kalkınmasına büyük katkı yaptığı iddiası çok yaygındır. Bu önemli projenin suladığı tarım alanlarının büyüklüğü ile bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasında belirleyici olduğu iddia ediliyor. Kamuoyu da buna inandırılmıştır. Ne var ki, GAP’ın büyük köylü yığınlarının yaşamında nasıl bir değişiklik yaptığı ve insani kalkınma kriterleri açısından ne ölçüde etkili olduğu açıklanmıyor. Çünkü GAP, köylü yığınlarına değil, sınırlı sayıdaki büyük mülk sahiplerine hizmet arz eden bir kuruluştur. 
Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Dr. Şevket Ökten’in GAP bölgesinde yaptığı bir araştırmada; “Hiç toprağı olmadığını belirten aile reisi oranının yüzde 59, toprak sahibi olanlardan yüzde 67’sinin ise toprağı 50 dönümden daha küçüktür. Başkasının toprağında kiracı ve yarıcı olarak çalışanların oranı yüzde 47.8’dir. 51-100 dönüm arası toprağa sahip ailelerin oranı yüzde 27, 101- 200 dönüm arasındakiler yüzde 3.1, 200 dönümden büyük toprak sahibi olduklarını belirten ailelerin yüzde 2.5 olduğu saptanmıştır. (...) Bu işletme biçimleri, beraberinde sosyal bağımlılık ilişkilerini de geliştiriyor. Bu durum, bireyselleşme ve demokratikleşmenin önünde ciddi engeller oluşturuyor” değerlendirmesini yapıyor. Ve “İnsan odaklı bir kalkınma projesi olan GAP’ın hedef kitlesi olması gereken topraksız ve az topraklı köylü yığınlarının bu dengesiz mülkiyet dağılımı nedeniyle anılan projeden yararlanmalarının maddeten mümkün olmadığı” sonucunu çıkarıyor.
Demirel’den başlayıp Erdoğan’a kadar uzanan tüm siyasal aktörlerin iddia ettiklerinin aksine GAP, halkın daha iyi bir yaşam seviyesine kavuşmasını sağlayan bir proje değildir. Çünkü bu proje Kürt köylülerini değil, bugünkü demokrasi dışı düzene payandalık yapan bir avuç büyük toprak sahibini kalkındırmış ve onların gücüne güç katmıştır.
Yakılıp yıkılan köylerin toprakları korucuların tasarrufunda olduğu için köye dönüşün yolu kapalıdır. AİHM’nin yargı denetiminden kurtulmak için çıkarılan tazminat yasası da bürokratik engellerden ötürü fiilen işlemez durumdadır. Yurdun çeşitli illerine dağılmış yüz binlerce Kürt ailesi yokluk ve yoksulluk içinde kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır.
Sonuç: AKP iktidarında da Şark Kalkınması aldatmacası devam ediyor. Erdoğan’ın Doğu ve Güneydoğu’ya büyük yatırımlar yaptığı iddiası koskoca bir yalandır. Bilimsel araştırmalara dayanan somut veriler, AKP döneminde Doğu ve Güneydoğu’da kalkınma değil bir fakirleşme olduğunu ortaya koymaktadır.. Yapıldığı iddia edilen yatırımlar da, eskiden olduğu gibi, güvenlik amaçlıdır.
Doğu sözle değil, ancak, ileri bir demokraside, özerk ve adem-i merkeziyetçi yerel yönetimlerin hazırlayıp denetleyecekleri bölgesel kalkınma planlarının uygulanmasıyla kalkınabilir. Bunun dışındaki öneriler söylemde kalmaya mahkum aldatmacalardır.
 
TARIK ZİYA EKİNCİ
 
 
 
 
 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

YAZARIN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!