minidev
L.G.B.T.T YAZILARI
Atlet 2-Serdar Soydan

Serdar Soydan
 
Tekrar etmek gerekirse, her mekânın kendince kuralları vardır. Tamam, belki çoğunlukla zorlama, zorlayıcı ve saçmadır bu kurallar; ama vardır. Gey barların da her hangi mekânlar olarak kendi kuralları, giyim-kuşam ve davranış biçimi dayatmaları vardır. Tabii ki uymak zorunda değilsiniz; sevilmeyen, dışlanan, ama bir yanı ile de özenilen asilere ve en hoş tişörtünün altında kar beyaz atleti, biri durumu çakar korkusu ile utana sıkıla arkalarda duran, minik ileri geri gidişlerle müziğe eşlik eden, mutsuz ama her şeye rağmen umutlu olanlarımıza her zaman yer vardır. Yeter ki anneannelerimiz mutlu olsun. Hayat ufak mutluluklar ve inceliklerden ibarettir belki de, bilmem...
 
Olmuştu!
 
Kapıdan girerken daha; biliyordum, hissetmiştim, benim gecemdi, önemli, unutulmaz bir şeyler cereyan edecekti içeride.
 
Öyle güzel, öyle şirin, öyle yeşil gözleri vardı. Dahası, gözlerimdeydi gözleri. Beş parmak ötemdeydi. Soluğunun sıcaklığını hissediyordum yüzümde. Dudaklarımı okşuyordu nefesi. Tanrım, o kadar yakışıklı, o kadar güzeldi ki… Elini belime attı önce. Müziği, ritmi boş vermiş, yumuşak yumuşak, sürte sürtüne dans ediyorduk bir köşede. Dans ediyorduk demek iddialı, seher yeliyle cilveleşen bahar dalları gibi ahenk içinde sallanıyorduk. Elini belime attı. Sıkıca sardı. Etime geçmek isteyen parmak uçlarını hissettim sonra. İçim erir gibi oldu. Yavaş yavaş hareketlendi elleri. Yukarı aşağı, ileri geri ve içeri… Tişörtümü sıyırıp içime yol alıyordu.
 
Ateşe tutulmuş kene gibi iki adım geri sıçradım. İzin veremezdim buna. Tişörtümü sıyıracak, bir de bakacak ki beyaz, ucuz bir atlet var altında! Lanet olasıca atlet! Her şeyi mahvedecek, güzelim gecemin içine sıçacak! Ah be anneanne! Neden! Neden ben? Neden benim başıma geliyor hep böyle saçma salak şeyler? Kırk yılın başı ve o çok yakışıklı ve anneannemin dâhiyane aklına uyup giydiğim kar beyaz, bembeyaz atletim içimde… Atletim değil, atlet! Bir yolu olmalıydı…
 
İki adım ötemde, şaşkın; olan bitene bir anlam veremeyen dudakları yine de gülümsemeye çalışıyordu. Sevimliydi, cana yakın… Bakışları, sonra minik, şekilli burnu, hemen altında ince ama kan kırmızı, gülümsemeye çalışan dudakları… Aman Allahım! Oydu işte, düşümde gördüğüm çocuktu, oydu… Nasıl da fark edememişim, loş bar ortamı, büyülenmiş oluşum, arka tarafta sürekli bana bakan ve dikkatimi dağıtan diğer çocuk, bir sebebi vardı elbet, ama o gülümseme, o yarım, çocuk, o yukarı kıvrık dudaklar… Oydu işte, iki gece üst üste düşüme giren, güneşin alnında kora dönmüş altın rengi kumsalda, ayaklarım düzenli aralıklarla kıyıya vuran dalgalarla ıslak, seviştiğim, bir an soluk almak için dudaklarını dudaklarımdan, bedenini bedenimden uzaklaştırıp tüm çırılçıplaklığı ile seyrettiğim… Oydu, bu oydu…
 
Bir yolunu bulmalıydım. İçimi yiyip bitiren, içimde bir ur gibi büyüyen, içimi saran, içimde duran bu atletten bir şekilde kurtulmalıydım. Ama nasıl? Onca insanın ortasında çıkaramam, olmaz, ne anlamı kalır, nasıl? Nasıl? Tuvalet, tabii; tuvalet… Tuvalete gitsem, boş bir kabine girsem, çıkarıp ne yapacağım ki, klozete atamam, gitmez, tıkanır kalır, aman bana ne! Çıkarıp atarım işte çöpe ya da yere ya da klozete, hem tıkamaz belki, çıkarıp atarım işte nereye olursa… Arkamı döner hiçbir şey olmamış gibi piste dönerim. 
 
Piste döndüm. Bıraktığım yerde değildi. Gözlerimle barı taradım. Ortada yoktu. Tekrar baktım. Bulmalıydım. Gözlerimi kısıp biraz daha dikkatli ve dahi kadehlerdeki dudak izlerinde aradım onu. Ve ikinci aman Allahım! Sadece birkaç adım ötemde duruyordu. Bunca yakın. Ama görememiştim onu. Çünkü fil gibi birini kendine siper etmişti, saklanır, sığınır gibiydi. Daha doğrusu yekvücut olmuşlardı, iç içe, dış dışa… Fil gibi olan yorgan misali sarmıştı bedenini. Bakışları, sonra minik, şekilli burnu, hemen altında ince ama kan kırmızı, gülümsemeye çalışan dudakları… Hiçbiri yoktu artık. Bir fil, elektrik süpürgesi gibi hortumu ile içine çekiyordu tüm güzelliğini. Dayanamazdım buna, daha fazla bakmadım.
 
Bir köşede kendimi suçladım bütün gece. Elektriğe tutulmuş gibi sıçramasaydım keşke, yanlış anladı, peki, neden özür dilemedim, tuvalete giderken ya da, bekle demedim, her hangi bir açıklama uydurmadım hemen. Neden? Onu ne kadar beğendiğimi, düşlerimi giren, soluksuz seviştiğim çocuk olduğunu neden söylemedim? Neden her seferinde bir şey oluyor, büyü bozuluyor hep?
 
Bütün gece bir köşede dikilip durdum. Kurdum kurdum durdum. Durdum durdum kurdum. Üç kurmada bir atlete sövdüm içimden. Akla gelmez lanetler okudum atletlere. Dünyadaki bütün atletleri yırtmak, yakmak, yok etmek istedim. Oysa atletlerin de bir amaca hizmet ettiği unutulmamalıdır. Atletler insanların terini alır. Bunu, sabah eve giderken terimi üzerimde soğutmak suretiyle hasta olup neredeyse bir hafta sırt ağrıları, aksırıklar, öksürükler ve bitmez tükenmez, ömür törpüsü anneanne nasihatleri içinde yatarken anlayacaktım.
 
 Serdar Soydan
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

YAZARIN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!