minidev
AB YOLUNDA
AKP’den demokrasi beklemek-Cengiz Aktar

Cengiz Aktar
 
2002’den bu yana AKP demokratik değişiminin baş aktörü konumunda. Hükümetlerinin ilk iki yılındaki AB esinli reformlar ve dindar kesimi kamuya taşıması demokratik icraatının temelleri. Bu müktesebat AKP’den inayet bekleyenleri, binbir türlü antidemokratik uygulamayı sineye çekmek durumunda bırakıyor. Zor dönem atlatıldıktan sonra AKP’nin ülkeye demokrasi taşıyacağı kanaati yaygın.
 
Demokrasi havariliği intibasının dayanağı, bu işleri yaparken askeriye ve kemalizmle hesaplaşıyor olması. Bu müktesebat, hükümet olan AKP’ye, üstelik siyasî arenada gerçek bir muhalefet olmadığından, muhalefet işlevini de yüklüyor.  
 
Liberal sol ve liberal sağın demokrasi arayışlarında AKP ile yollarının kesiştiği yer laikliğin yeni tarifiyle birlikte demokrasinin pekiştirilmesi. Bu işlevi yadsımak mümkün değil ama bunu tüm ülkeyi kucaklayan bir demokrasi misyonuna yormak da mümkün değil. 
 
Kafa karışıklığı AKP’ye atfedilen rollerden kaynaklanıyor. AKP Erbakan çizgisinden kurtulup dindar kesimleri kamuya taşıyarak onların sözcüsü sıfatıyla demokrasinin nesnesi haline geldi. Ama aynı zamanda demokrasinin öznesi, tek taşıyıcısı haline getirildi. İşte bu anlamda iktidar olmasına rağmen hâlâ muhalefet görünümünde. Halbuki partinin demokratik işlevi, taraftarına açtığı alanla sınırlı. Üstelik iktidarını tamamen merkeze yanaşarak icra ediyor olması reformist iştahını kestiği gibi, tüm muhalif kimliğini de alıp götürmüş durumda. 
 
Kırmızı, yeşil, hâkî çizgiler
 
AKP’nin demokrasi konusunda kırmızı çizgileri olduğunu AB sürecinin bitmesiyle başlayan antidemokratik uygulamalarda gördük. Zira demokratikleşmenin esas âmili, AB esinli reformların buradaki dinamikle harmanlanmasıydı. AB rüzgarı hem oradan hem buradan kesilince AKP’de nefes kalmadı. Bugün ortada kalan biricik proje, sivil anayasa. Onun da akibeti bu cinnet ortamında artık iyice meçhul. 
 
Ama en can alıcı nokta, AKP’nin demokratik kredisinin dayanağı olan asker-sivil ilişkisindeki   ilkeli tavrının diğer yüzü. AKP’nin askerle olan uyuşmazlığı mahrem ve cilbabla sınırlı sanki.  
 
Türkiye’de askeriye iki hayatî konuda başına buyruk. Malî ve idarî olarak seçilmişlerin denetiminde değil, Kıbrıs ve Kürt meselelerinde patron. AKP’nin bu iki konunun üzerine gitmekte 2003-2004’teki iradesi yok. AKP’li Kürt seçmene ve demokrasi beklentisi olanlara ara ara verilen iyiniyet beyanlarının dışında bir hevesi de yok.
 
Nedeni, demokrasi konusundaki ilkesizliği. İşi bir yere kadar yapıyor, daha fazlasını yapamayacağını görünce zorlamıyor ve kendi arka bahçesini belirleyerek birlikte yaşama yolunu seçiyor. 27 Nisan muhtırası sonrasında olan buydu. Bu taktik, bırakın daha fazla demokrasiyi, askerle ve kemalizmle sürdürdüğü laiklik tartışması açısından bile verimli değil.   Zira askerin siyasî mekanizmalar üzerinde etkisi alakart olmaz. Hükümetlerin siyasetteki varlığı ve atanmışlar üzerindeki kontrolleri alakart olamayacağı gibi.
 
AKP sonuçta askerin siyasete karışmasına karşı olan bir parti değil ve muhtemelen hiçbir zaman da olmadı. Adaletin Şahin Bakanı’nın sağ salim geri gelen askerlerle ilgili ifadeleri bu genel zihniyetin sevgiye dönüşmüş halinin en acıklı örneği. Cumhurbaşkanlığı makamına oturulduğundan beri AKP’nin merkeze hoş görünme telaşı ise hakikaten inanılmaz boyutlarda.
 
2002-2004 dönemini yâdederek iyimser olmaya, kuyruğu dik tutmaya çalışanlar memleketteki demokrasi kültürünün daha iyisini çıkarmadığından dem vurur. Ancak Mustafa Kemal’e atfedilen hadislerden ‘en kötü şer ehveni şerdir’ sözünü doğrulatırcasına, bu kötünün iyisiyle pek bir yere varılamıyacağı ortada. Tüm bahisleri AKP’nin evrimi üzerine kurup demokrasiyi sadece buradan beklemek ölümcül bir tembellik değil mi?
CENGİZ AKTAR
 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

YAZARIN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!