minidev
L.G.B.T.T YAZILARI
Boğaziçi’nde Bir “Cadı”-Önal Demirci

Önal Demirci
 
Bilgi Üniversitesi’nden sonra, 29 Kasım Perşembe akşamı Boğaziçi Üniversitesi’nde sahneye çıkan Esmeray “Cadının Bohçası” adlı oyunuyla “bir travestinin ezberinizi bozmaya hazır mısınız?” sorusuna cevap verdi. BÜ-LEGATO’nun önerisiyle, BÜKAK’ın (Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü) düzenlediği Kadına Yönelik Şiddet Haftasında davet edilen Esmeray, güney kampüsteki salonu tıklım tıkış doldurdu, oturabilenlerin yanında salonunun ayakta durulabilecek her yeri de seyircilerle doluydu, seyircilerin yerleşememesi nedeniyle yarım saat gecikme Esmeray’ın hızını kesmedi. Kişisel hayat hikayesinden kendince seçtiği anektotları birer birer anlattıkça resmi(leştirilmiş) LGBTT tarihine de kişisel bir sesle cevap verilmiş oldu. Esmeray’ın cinsiyet kimliği, politik ve etnik kimlikleriyle bir arada hikayelerini oluşturuyor. Bir “cadının” bohçasındakileri alelacele dökmesi değil Esmeray’ın oyunu, bohçaya atılanlardan ancak anlatılabilecek olanların, daha doğrusu anlayabileceklerimizin kısaca tarihlendirilmesi...
 
Esmeray’ın oyununu ilk, Lambdaistanbul’un geçen yaz düzenlediği Onur Haftası Etkinlikleri kapsamında seyredebilmiştim, küçük bir kafede Esmeray midye tepsisiyle kalabalığı umursamadan yararak yerine geçip anlatmaya başlamıştı öykülerini, Boğaziçi’ndeki “temsilden” çok farklı bir “performanstı”. Tabiki kafedeki izleyici kitlesinin LGBTT olması performasın paylaşımını çok etkilemişti, çok benzer hikayeleri birbirine benzemeyen şekillerde deneyimleyen gacılar, lubunyalar, lezbiyenler Esmeray’ın anlatımına farklı bir yakınlık katıyordu. Bu yakınlık, anlatılmadan anlayabilmek Boğaziçi’nde daha çok Kürt olmanın getirdiği öykülerde sağlandı, Esmeray Kürtçe söylediklerini öyle bir Türkçe’ye çevirdi ki zaten o çeviride kazılıydı tüm öykü. Seyircilerin önemi her sahne işinde önemlidir, sahnedeki kadar seyreden de şekillendirir performansı. Burada üzerinde durmanın önemli olduğunu düşündüğüm konu ise, Esmeray’ın performansının temsile dönüşmesi, bir kafeden geleneksel sahneye çıkışta hangi performans dillerinin yok olduğunu düşünmeye çağırmaktır.
 
Kafede Esmeray’ı ilk seyrettiğimde temsil dilinden çok uzaktı, hikayelerini kendince sıralıyor, canlandırıyor, ritmini belirliyordu. Sadece bir oyun ya da bir şov seyretmeye gelenlerin çok sıkılabileceği bir performanstı. Ritim düşüyor, komik olduğunu bilse bile Esmeray bazı esprilerini bilerek bilmeyerek patlatmıyordu. Karakterlerini ‘can’landırırken ‘canı’ istemezse yarıda kesiyordu. Aynı metni sahnede oynamaya hazırlanırken Esmeray’ın tiyatro ile uğraşanlarla gözden geçirdiği çok belliydi, oyunun artık perdelere ayrılabilen bir yapısı var, ritmi belirleyen öykü dizimi ve belirli bir anlatışı var, en önemlisi ‘can’landırmaları artık Esmeray’ı tanısın tanımasın, hikayeleri ulaşsın ulaşmasın herkesin tanıyabileceği bir temsil dilinde... Bu noktada Esmeray teatral birkaç numarayla daha geniş seyirci kitlesine hitap edecek bir iş çıkarmış oluyor ve bu numaraları üzerinden düşürmesiyle oraya ait olmamasını da konuşmuş olabiliyor, ama kafedeki performansının sivriliğini ve yeni bir dil/dilsizlik (ezilenler hikayelerini kim, kime, nasıl anlatacak?) arayışını sahneye taşıyabildiğini söylemek zor.
 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

YAZARIN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!