minidev
AB YOLUNDA
AB’de karşı strateji gerekiyor-Cengiz Aktar

Cengiz Aktar
 
Bir AB yılsonu zirvesini daha idrak ettik. Bazı yorumcular geçen hafta olanların vaka-i adiye olduğunu, Türkiye’nin yoluna devam ettiğini iddia ettiler. Fransa’nın stratejisini anlamadıklarından ve müzakerelerdeki vahim durumu bilmediklerinden ‘herşey yolunda’ mesajları verdiler. Önkoşulu olmayan iki faslın açılmasını bile ‘Sarkozi’yi memnun etme’ önkoşuluna bağlamakta beis görmediler.
 
AB’deki Türkiye dostları ise zamana oynama taktiklerini sürdürdüler. Her zamanki gibi ağızlarından bal damladı. Dostlarımız bu denli tavsamış AB işlerinin Türkiye’nin kendisine, Avrupa ve genelde Batı ile olan ilişkilerine ne kadar zarar verdiğinin farkında değil. Bu rehavet ortamında Fransa’nın stratejisi ayarında bir karşı strateji geliştirme telaşı içinde değiller. Bu olmadıkça karşılıksız tavizler sürecek. Gelecek yıl bu zamanlar Fransa dönem başkanlığını noktayacak zirve sonuçlarında bu gidişle ‘Türkiye’ sözcüğü bile olmayabilir.
 
Kimsenin aklına madem böyle bir Sarkozi koşulu var o zaman Fransa’nın engellediği iki fasılla birlikte dört başlık açalım demek gelmedi. Keza 2006 sonunda askıya alınmış sekiz başlığın açılabilmesi için yine 2006 kararında belirtilen KKTC üzerindeki ambargoyu kaldıracak çalışmaların neden 2007 başında Almanya dönem başkanlığı esnasında fiyasko ile bittiğinden kimse söz etmedi.
 
Metinlerdeki atıf canbazlıklarıyla zevahiri kurtarmaya çalışsalar da Sarkozi usul usul sürecin içini boşaltıyor. Cumhurbaşkanı seçildiği Mayıs ayından bu yana olanları hiçbir şey olmamış gibi değerlendirmek ve bütün hesapları Sarkozi’nin er veya geç değişeceği üzerine kurmak aslında hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına geliyor. Bu muazzam bir gaflettir. 
 
Müzakereler son nefesi vermek üzere
 
Kurumsal olarak 2008’de durum şu minvalde: Yılın ilk dönem başkanı Slovenya Türkiye konusunda iyiniyetli ve dürüst ama AB manevralarında tecrübesiz. Tüm küçük üyeler gibi sayısız AB toplantısına başkanlık edecek, çekip çevirecek memuru sınırlı. Bu, doğal olarak ve teamül gereği bir önceki ya da bir sonraki dönem başkanı ülkeden destek alacak demek. Bu ülke küçük Portekiz olmayacağından Fransa demek.
 
Yani Fransa tüm 2008 yılının fiilî patronu olacak. Sarkozi’nin geçen Cumaki zirve sonrasında basın toplantısında sarfettiği ifadeler önümüzdeki dönemde Türkiye’ye karşı tutumunun yumuşayacağının değil sertleşeceğinin ifadesi. Basın mensuplarının karşısında AB’nin sınırlarını çizdirmek için icadettiği âkil adamlar komitesinin görev tanımı artık böyle bir sorgulamaya izin vermiyorsa da O hâlâ öyle olacağını iddia edip durdu.
 
Teknik açıdan durum daha parlak değil. Açılabilecek başlık neredeyse tükenmiş durumda. Fiilen müzakere edilen 33 başlıktan 4’ü açıldı. Bu hafta 2 başlık daha açılacak, etti 6. Geriye kalan 27 başlığın 25’inin açılış önkoşulu olacak. Bunlardan 8’i geçen yılki zirvede askıya alınmış ve Gümrük Birliği Ek Protokolü’nün onaylanması açılış önkoşulu haline gelmişti. Yani bunların açılması şu durumda yerine getirilmesi imkânsız olan bir talebe bağlı. Diğer 17 başlığın dördünü Fransa engelliyor. 13’ü ise yerine getirilmesi fevkâlade zor önkoşullarla donatılmış durumda.
 
Zorluklar üç çeşit. Tam üye olacağını kestiremeyen Türkiye’nin yapamayacağı işler var. Misâlen kamu ihaleleri piyasasının AB’li firmalara açılması. Böyle birşey şimdilik mümkün değil. İkinci grup zorluk Türkiye’deki demokratik eksikler ve insan hakları ihlallerinden kaynaklanıyor. Bunları tamamlamak ancak çok güçlü bir iradeyle olur ve yıllar alır. Diğer zorluklar, başta Kıbrıs Cumhuriyeti olmak üzere AB kaynaklı yokuşa sürme taktikleri. Sonuçta, kolayca açılabilecek sadece 2 başlık var: Enerji Politikaları ile Bilgi Toplumu ve Medya. Enerji başlığını da bakarsın Paris’ten önce Ankara engeller!
 
Uzun lafın kısası müzakerelerin tamamen tıkanmasına 2 başlık kaldı. Diğer bir deyişle müzakereler sürüyor ve sürecekmiş gibi yapmanın sınırına geldik. Bu çerçevede hem Türkiye hem de Türkiye taraftarı ülkelerin 2008’de stratejik kararlar alması kaçınılmazdır.
 
7’ye karşı 20 ülke
 
Sarkozi gibi düşünen 7 ülke var. Almanya açıkça olmasa da Fransa tarafında. 2009’daki Alman seçimlerini CDU’nun kazanması durumunda Almanya-Fransa ikilisi ile mücadele etmek gerekecek. Karşılarında iyiniyetli ama alttan alan 20 ülke mevcut. Sarkozi bunları da deli ediyor. Hızla birlikte çalışıp çok yönlü ve kapsamlı bir ortak bir strateji üretilmesi, Sarkozi bir istiyorsa diğerlerinin 10 isteyeceği yeni bir asimetri geliştirilmesi gerekiyor. 2023 katılım yılı talebi bu stratejinin temel taşıdır.
 
Her bakımdan tehlikelerle dolu bir yıl olacak 2008’de yabancı yatırımcının tam üye olacağı varsayımına dayanan Türkiye algılamasının kopma aşamasına gelmiş ilişkilerden ötürü hızla değişmesi büyük zarar verir. Daha uzun vadede Gümrük Birliği’ndeki asimetri ekonomik bağları mutlaka çatlatır. Son tahlilde Türkiye’nin AB üyeliği ne Sarkozi’ye ne Kıbrıslı Rumlara ne de buradaki gönülsüzlere terkedilmeyecek kadar hayatî bir projedir.
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

YAZARIN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!