minidev
DİKKAT ÇEKENLER
Başbakanın ayakları-Cengiz Aktar

Cengiz Aktar
 
                                                 Yazıyı yazarken 1 Mayıs kepazeliği sürüyordu. Hükümet güç gösterisini Taksim’de asker takviyeli sıkıyönetime vardıracak kadar abarttı. Bu bariz işçi düşmanlığı dünyada geçen yüzyılda 1 Mayıs’ı yasaklamış ve işçiye dayakla haddini bildirmiş en ilkel ve kaba yaklaşımların tekrarıydı. Hele Tüsiad’ın 1 Mayıs konusundaki liberal tutumu yanında...
 
Türkiye’nin Çin misali, demokrasisiz, ilkesiz ve vahşi bir büyüme modeline doğru sürüklenmesi yeni değil. 1980 darbesi sonrasında sendika hareketi ve sol muhalefetin yerle bir olmasıyla meydan bomboş. Tersane işçilerinin, bırakın maaş zammını, çalışırken ölmemeleri için uğraşan Disk’e bağlı Limter-İş sendikasına gösterilen muamele bu başıboşluğun en taze örneği. AKP kurmaylarının ‘ayaktakımı’ ve ‘çalışan kazanır’ gibi çalışma hayatıyla ilgili derin tahlillerinin modern çalışma dünyasını anlatmaktan ne kadar uzak olduğunu bilmek için iktisat profesörü olmaya hacet yok. Nitekim hak arama artık   cemaatçi biat ile oluyor.
 
Bu vahşi ve ilkesiz büyüme yaklaşımı sadece çalışanı değil çevreyi de dikkate almıyor. Çevre düşmanı golf sahaları, gökdelenler, kömürle çalışan termik santraller, önüne gelen yerde maden arama, iktisaden mantıksız hidrolik barajlar... 
 
Bu doğaya ve insana rağmen kalkınma modeli ekonomi işlerine yeni siftah eden AKP’nin gözü kara tavrını çok iyi anlatıyor. Sanki 18. yüzyıldayız.
 
Reformdan sonra restorasyon süreci
 
Siyaseten Cemil Çiçek’in milliyetçi/mukaddesatçı çizgisi AKP’nin statükoya gereken tavizleri vermesi anlamına geldiği ölçüde artık hükümete tamamen hakim. Devlete yaranma, kaba milliyetçilik üzerinden hoş görünme ve devletin en bildik işçi düşmanı ezberlerine heves etme. Merkez dışından türeyen bir siyasî akımın bu tutumları coşkuyla benimsemesi acıklı, gülünç ve tehlikeli. AKP, meşruiyetinin devletten değil toplumdan ve reformlardan beslendiğini tamamen unutmuş durumda. Devlete yanaştıkça kimliksizleşiyor.
 
Sınıf atlama literatüründe yeni zenginlerin kendileri kadar başarılı olamayanlara karşı acımasızlığı, geldikleri yeri hor görmeleri ve üst sınıfa öykünmeleri üzerine sayfalar dolusu sosyolojik tahlil mevcuttur. Türkiye’de buna, insanı aptal yerine koyan protestanvarî bir din boyutu ekleniyor.
 
‘Çalışan kazanır’, ‘çalışana Allah verir’ şablonları veya Başbakan’ın geçende bir vatandaşa ‘daha çok çalış’ öğütünün müslüman tevekkül geleneğine uygunluğu açık. Ancak halka tavsiye edilen tevekkül, AKP’ye yakın işdünyasının işbitiriciliği karşısında ne kadar inandırıcı? Ayrıca, ‘iş vardı da çalışmadık mı’ derler adama.
 
AKP’nin devletçi/statükocu sapması en güçlü biçimde Kürt sorununda ortaya çıkmıştı şimdi buna sol ve işçi düşmanlığı eklendi. Başbakan daha önce ağzına almadığı ‘sol’ sözcüğünü olumsuz anlamda sosyal güvenlik yasasına muhalefet münasebetiyle telaffuz eder oldu. Geçenlerde de, artık sık sık olduğu gibi yine hızını alamayarak ayak takımı gibi son derece talihsiz, yersiz bir ifadeyi ağzından kaçırdı. Ama fikir neyse zikir de odur. Nitekim yalanlama veya ‘yanlış anlaşılma’ tekzibi gelmedi. Uzmanlar bu lakırdının Hazreti Ali’nin bir hadisini hatırlattığını söylüyor.
 
Devletle olan ilişkisinde AKP daima kendi arka bahçesini belirleyerek birlikte yaşama yolunu seçiyor. 27 Nisan muhtırası sonrasında olan buydu. Bugün de olacak olan bu. Kapatma davasından aklanma olasılığının AKP için bir demokrasi beyaz sayfası anlamına geldiği çok şüpheli. AKP, demokrasi değil iktidar savaşı veriyor.
 
Dolayısıyla ülkenin önündeki en ciddî tehlike, 1983’ten bu yana süren ve 2002-2004 döneminde doruğa ulaşan reformcu dönemin yerini, AKP ile veya AKP’siz uzun bir restorasyon dönemine bırakması. 
 
AKP muhalefetin Baykal’dan ibaret olduğuna kendini o kadar inandırdı ki siyaseti Baykal’a laf yetiştimek sanmaya başladı. Türkiye’de Baykal’ın CHP’si dışında varolan farklı, renkli, reform isteyen muazzam bir muhalefet mevcut. Karşılaşma bu muhalefetle restorasyon yanlıları arasında cereyan edecek.   
 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

YAZARIN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!