minidev
DİKKAT ÇEKENLER
Bu kadarcık mı-Gökhan Özgün
Işık Koşaner’in, yeni Kara Kuvvetleri Komutanımızın söylediklerine bakın. Küresel güçler tarafından kurgulanan ve ülke içi medya, bazı akademik ve sermaye çevreleri ile sivil toplum örgütleri içine yuvalanan post-modern bir tabakanın oluşturduğu propaganda ve etki ağı; ulusal birlik, ulusal değerler ve güvenlik parametrelerinin zayıflatılması ve çözülmesi yönündeki gayretlerini sürdürmektedirler.
Bu, yine tam suratımıza isabet eden, ve/fakat gelmiş geçmiş en büyük, en dolgun tükürük. Zira, bu tükürüğü suratımıza yediğimizde önümüzü göremez hale geliyoruz. Geleceği göremez hale geliyoruz. Kör oluyoruz. Gözümüzü açıp önümüzü görmeye çalışmak suç oluyor. Bu konuşmanın dünya çapında bir ‘skandal’ olması gerekiyor. Bu konuşmayı dünyaya teşhir etmek gerekiyor.
Tükürüğe alışığız. Normaldir diyip geçelim. Ama olmuyor, tükürüğün kıvamı kalınlaşıyor. Nüfuzu derinleşiyor. Alanı genişledikçe genişliyor.
Asker geri çekileceğine, ileri gidiyor. O kadar ileri gidiyor ki, size geri çekilecek hiçbir yer bırakmıyor.

Koşaner’in bu konuşması sıradan bir ‘muhtıra’ değil. Bu konuşmanın ipuçları Büyükanıt’ın geçen yıl halka arz ettiği Karanlık Savaşlar teorisinde de mevcut.

Asker kendine düşman belirlerken, ulusal güvenlik sınırlarını çizerken hiç bu kadar ileri gitmemişti.

Hassasiyetimizi o kadar kaybetmişiz ki, askerin ağzından çıkanı kulağımız duymuyor.

Bir gün asker çıkıp mesela ‘materyalistler’ ulusal güvenliği tehdit ediyor dese, asker siyasete müdahale ediyor diyip geçecek miyiz?

Asker siyasete müdahale etmeyi çoktan geçti, asker artık felsefeye müdahale ediyor. Hem de en geniş anlamıyla felsefeye müdahale ediyor.

Ben düşünce ve ifadeye bu kadar kapsamlı ve geniş bir müdahale çabası görmedim, duymadım.

Lafa bakın, hizaya gelin. Sivil toplum örgütleri içine yuvalanan post-modern bir tabakanın oluşturduğu.......

Ordumuz ‘yuvalanan post-modernizme’ savaş açmış. Buna inanabiliyor musunuz? Post-modernizm bunun farkında mı?

Dünyanın en büyük ordularından biri post-modernizme savaş açtı. Bu kötü bir şaka mı?

Post-modernizm çok geniş bir tanımı, hatta çoğu zaman doğru dürüst bir tanımı olmayan bir felsefe, bir durum, bir ruh hali, bir tartışma. Kısaca, ‘yeni olan’ birçok farklı şeyi, hatta birçok karşıt görüşü temsil ediyor.

‘İlerici’ ordumuz ‘yeni’ olana savaş açmış.

Ben Türkiye’de ‘geleceğe’ ismi konarak savaş açıldığına, mücadelenin bu kadar genişletildiğine, bunun bu densizlikle ifade edildiğine, ilk defa şahit oluyorum.

Post-modernizm bir doktrin değil, çehresi belli bir ideoloji değil. Post-modernizm örgütlü değil. İnsanlar, yaşasın post-modern mücadelemiz diye yollarda yürümüyor. Post-modernizm bir durum. Bir insanlık durumu. Bir insanlık durumuna savaş açılıyor. Heyhat.

Dikkat edin çocuğunuz post-modern olmasın. Televizyon seyretmesin, internete girmesin, hatta mümkünse yabancı dil öğrenmesin. Öğrenirse, post-modern kitaplar okumasın. Ele avuca sığmaz ve yine de post-modern olursa, orada burada ‘yuvalanmasın’.

Dünyada ‘yeni olan’ ulusal güvenliğimizi tehdit ediyor. ‘Gelecek’ ulusal güvenliğimizi tehdit ediyor. ‘Gelecek’ medyada akademik çevrelerde ‘yuvalanıyor’. ‘Gelecek’ denen densiz, gelmiş, içimize sızmış, aramızda dolaşıyor.

Ordumuzun görevi bizi gelecekten korumaktır. Çünkü gelecek, post-modern bir gelecektir.

Basındaki en sıkı tepkilere bakıyorum. En iyi ihtimalle ezbere tepkiler. Asker bir türlü siyasetten uzaklaşmıyor diye yakınmalar, serzenişler. Sitem kıvamında yani.

İnsani tepkiyi bir tek bu gazete veriyor. Yasemin Çongar veriyor. Söylenenlerin insanlığımıza bir hakaret olduğunu bir tek Taraf gazetesinde hissedebiliyorsunuz.

‘Gelecek duygusu’ insani bir haktır diye avazı çıktığı kadar bağıracak başka birileri yok mu bu memlekette?

Suratımıza fırlatılan ancak bütün haşmetiyle bir kavanozun içinde durduğu zaman mı birilerini rahatsız ediyor?

Sevan Nişanyan’la karısı arasındaki mesele bir türlü iki kişi arasında kalamıyor da, bu mesele orduyla milleti arasında ‘sembolik’ ve mutat bir ‘atışma’ olarak mı tarihe geçecek?

Bu tacizin diğer tacizlerden elle tutulur, gözle görülür, kokusu alınır, çok büyük bir farkı olduğunu anlamamız için bize kaç kavanoz gerekiyor?

Kendimi gelmişimden geleceğime aşağılanmış hissediyorum.

Türk olmaktan utanıyorum. Tükürükte boğulmuşuz. Türklükte boğulmuşuz.

Hayatiyetimiz kalmamış. Gelecek duygumuz zaten yok olmuş. Birileri yalnızca bunu tescil ediyor.

Gelecek duygumuza, geleceği yoklayışımıza, geleceği karşılayışımıza, yani herşeyimize tecavüz edildiğinde bunun adı ‘asker yine siyasete müdahale etti’ oluyor. O kadar. O kadarcık.

Halbuki vatandaşlığımızla oynamaktan çoktan geçilmiş. Açık açık insanlığımıza meydan okunuyor.

 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!