minidev
SİVİL TOPLUM
Temiz Enerji Platformu Basın Açıklaması
24 Eylül 2008 tarihinde   Temiz Enerji Platformu Koordinatörü ve EUROSOLAR Türkiye Başkanı Tanay Sıdkı Uyar, KESK Başkanı Sami Evren, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Abdullah Aysu, Türk Tabipler Birliği Başkanı Gencay Gürsoy, İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, Türkiye Çevre Platformunu temsilen Batı Karadeniz Çevre Platformu Sekreteri Oktay Karaman katılımıyla gerçekleşen Basın   Toplantısında   yapılan Basın Açıklaması
 
Temiz Enerji Platformu Basın Açıklaması
 
AKP Hükümeti ülkemizin pek çok yerine kömüre dayalı yeni Termik Santraller, Akkuyu ve Sinop’a da Nükleer Santral yapma girişimindedir. Nükleer Santral için bu gün ihale süreci başlayacaktır. Planlanmakta olan bütün bu santraller "Anayasamızın 56 maddesinde sözü edilen Temiz ve yaşanabilir bir çevrede yaşama hakkı" mızı etkileyecek, kentlerimizi, havamızı, toprağımızı, ormanımızı, akarsu ve denizlerimizi kirletecek, gelecek kuşakların yaşam hakkını da etkileyecek kötü bir miras olarak kalacaktır.
          
Dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde pazar bulmakta zorlanan nükleer lobi ise, kırk yılı aşkın bir süredir açılan tüm ihalelerde başarısız olmasına karşın var olan hükümetin işbirlikçi yaklaşımı karşısında yeniden Türkiye’yi hedef seçmiştir. Nükleer Lobi ve AKP hükümeti Akkuyu ve Sinop’ta nükleer santral kurmayı planlamaktadır.
 
Nükleer enerjinin, tüm diğer elektrik üretim yöntemlerinden daha pahalı olduğu hesaplanmıştır. Her bir santralın en iyimser kuruluş maliyeti 3- 3,5 milyar dolardır. Nükleer enerjinin daha ucuz olduğunu hesaplayan çevreler söküm maliyetini, atıkların saklanma maliyetini, toplumsal maliyeti hesaba katmamaktadırlar. 1968 ve 1990 yılları arasında ABD’de yapılan bir araştırmaya göre; nükleer enerji ile kWh başına 7.2 sent harcanırken diğer enerji kaynaklarından elde edilen elektrik enerjisinin maliyeti ortalama 4 sent olmuştur.
 
Dünyada enerji üreten tesislerden yalnız nükleer santrallerde ortaya çıkan milyonlarca ton katı ve sıvı radyoaktif atığın çevreden yalıtımı masrafları için, ABD’de 1996 yılına kadar yaklaşık 3 milyar dolar harcanmış ve 1983’den beri yüzde 80 artan nükleer atık yalıtma maliyeti ton başına 325.000 dolara çıkmıştır.
 
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun verilerine göre, 1944-2001 yıllarında en az bir kişinin yüksek dozda radyasyona maruz kaldığı 420 kaza meydana gelmiştir. Bu kazaların altı tanesi nükleerdir ve en bilineni olan Çernobil’de 3 milyon insan hayatını yitirmiştir. Bu Hiroşima ve Nagasaki’de ölenlerin altı katıdır. Bugün hala Çernobil’in etkileri bölgede sürmekte, doğal kaynaklara sızan radyoaktif maddeler canlıların kanser olmalarına ya da ağır genetik zararlar görmelerine yol açmaktadır. Ülkemiz yüz ölçümünün % 20 si kadar bir alanda yaşam tamamen durmuştur.
 
Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan kanser vakalarının kayıtlarının tutulmaması, bu konuda araştırmanın yasaklanması ise bu konuya karşı hükümetlerin kayıtsız tutumunu açıkça göstermektedir. Kazanın ardından birçok ülke nükleer güçten vazgeçmiş, İtalya tüm reaktörlerini kapatmış, Almanya, 2021 yılı itibariyle nükleer güç ünitelerini terk edeceğini açıklamıştır. Fransa dışındaki Avrupa nükleer güçten uzaklaşırken, eski santraller bazı ucuz krediler ve pazarlama teknikleriyle gelişmekte olan ülkelere satılacaktır. Japonya’da son on yılda meydana gelen sekiz kaza ise riskin eski teknoloji ve insan hatası iddialarıyla açıklanamayacağını göstermektedir. Kullanılan teknoloji ne olursa olsun, risk hala çok büyüktür. 
 
Nükleer lobi, özellikle gelişmekte olan ülkeleri “nükleer güce sahip bir ülkenin teknolojik olarak çağ atlayacağı ve bulunduğu bölgede en kuvvetli askeri güç olacağı” konusunda ikna etmeye çalışmaktadır. Oysa ki bu tür ülkelerin sahip olduğu nükleer santraller, tam aksine koordinatları çok iyi bilenen açık askeri hedefler olarak bulundukları ülkeyi dezavantajlı bir konuma sokmaktadırlar. Bunun en çarpıcı örneği Irak’ta görülmüştür.
 
Ülkemiz; coğrafi konumu ve yer altı, yerüstü doğal zenginlikleri ile dünyanın önde gelen yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeline sahiptir. Yenilenebilir enerji, tüm canlılar için olmazsa olmaz olan atmosferdeki oksijeni yakmadan, solunan havayı ve çevreyi kirletmeden temiz enerji üretimine olanak sağlar. Bugün ülkemizde mevcut ekonomik hidrolik kaynaklı enerji potansiyelimizin % 57’si; rüzgarda ekonomik potansiyelimizin neredeyse tamamı; jeotermal kaynak potansiyelimizin % 96’sı ve sınırsız enerji kaynağı olan, ülkemizin her bölgesinde sahip olduğumuz güneş enerjisi potansiyelimizin büyük bir kısmı kullanılamamaktadır. Bu kaynakların kullanılmasıyla elde edilecek enerji, hem ülkemizin enerji konusundaki dışa bağımlılığını azaltacak hem de ucuz ve çevreye dost olacaktır.
Kömür santralleri, Afşin/Elbistan ve Yatağan Termik santralleri örneklerinde yaşandığı gibi elektrik enerjisi üretmenin, eski ve çevreyi en çok kirleten bir yoludur ve küresel ısınmaya neden olan ön önemli etmendir. Gelişmiş ülkeler elektrik üretiminde kömürlü termik santrallere yatırım yapmamakta, bu teknolojilerini ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelere ihraç etmekte, güneş, rüzgar gibi temiz enerji teknolojilerini kullanmaktadır. Çevresel ve toplumsal maliyetler de göz önünde bulundurulmakta ve endüstrileşmiş AB ülkelerinde kömürden elektrik üretimi artık yapılmamaktadır.   
 
Sonuç olarak;
 
Termik Santraller gibi kirli, Nükleer enerji gibi pahalı ve riskli enerjilere artık ihtiyacımız yok!
AKP hükümetinin lobilere değil halkın sesine kulak vermesini ve ülkemizi nükleer maceradan uzak tutmasını istiyoruz. Türkiye’nin nükleerden arınmış bir bölge olmasını talep ediyoruz.
 
Üzerinde yaşadığımız güzelim Dünyamız giderek hızlanan bir şekilde yaşanamaz hale geliyor. Bu olumsuz gidişi durdurmak, tersine çevirmek mümkündür ve zorunludur.
            
Temiz Enerji Platformu olarak Sayın Halkımızı, Sendika, Meslek Odası, Dernek ve benzeri Sivil toplum kuruluşlarımızı Anayasamızın 56. maddesinde belirtilen "Sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşama hakkımız için." demokratik ve barışçı yollarla mücadele etmeye çağırıyoruz.
 
Dünya nükleer enerjiyi neden terk ediyor?
 
 
 Nükleer Enerji Sonu Olmayan Bir Yoldur

Uranyum kısa bir süre sonra tükenecek, peki ya sonra? Kaynağı sınırlı olan fosil yakıtlar gibi Nükleer enerji de sonu olmayan bir yoldur. Çünkü nükleer santrallerde kullanılan uranyum doğada çok az miktarda bulunan bir maddedir. Bu problemi çözmek için ortaya atılan, nükleer atıklardan tekrar hammadde kazanmayı öngören teknolojik projeler ise teknik ve ekonomik nedenlerden dolayı uygulanır duruma getirilemiyor. Birkaç on yıl içinde atom endüstrisinin yakıtı tükenecek. Belli bir süre sonra uranyumunla beraber petrol ve doğalgaz da tükeneceği için insanlık, enerji ihtiyacını uzun vadede ancak yenilenebilir enerjilerle ve enerji kullanımında gereksiz kayıpları önleyerek karşılayabilecek.

Nükleer Enerjinin İklimi Koruma Palavrası

Nükleer enerji dünyadaki iklim değişikliklerini durduramaz. Nükleer enerji sektörü, nükleer santrallerin kömür, petrol ve doğalgazın yerine geçemeyeceğini kabul ediyor. 2050 yılı itibarıyla, fosil kökenli enerjinin sadece % 10 unun nükleer enerjiden sağlanması planlansa bile, yaklaşık 1000 tane yeni Nükleer santralin kurulması gerekir (şu an dünya genelinde yaklaşık 440 tane mevcut). 1000 yeni santralin kurulması mümkün olsa dahi inşa edilmesi onlarca yıl sürer. Bu kadar çok santral kurulunca da uranyum rezervleri çok kısa sürede biter. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın da (IAEA) itiraf ettiği gibi, iklim değişikliğini durdurmak için hızla müdahale etmek gerekiyor ama nükleer enerjinin bu hızla yaygınlaştırılmasının imkânı yok. Dünya iklimindeki olumsuz gelişmeleri durdurmanın çaresi başka: Dünya iklimini korumak sadece yenilenebilir enerji ve bununla bağlantılı olarak enerjinin etkin kullanımı ve enerji tasarrufu ile mümkündür.

Nükleer Santraller Nükleer Atık Üretiyor

Kim ister böyle bir mirası? Nükleer santraller uranyumu işlerken bunu çekirdek parçalanması yoluyla yüksek radyoaktivite taşıyan nükleer atıklar haline dönüştürüyor. Nükleer atıklar, yaydıkları yüksek dozdaki radyoaktif ışınlar nedeniyle insanlar için hayati tehlike taşıyor. Bu nedenle nükleer atıkların yüz binlerce yıl boyunca insanlara, tüm canlılara ve bitkilere ulaşamayacak şekilde saklanması gerekiyor. Nükleer santraller, yaklaşık 50 yıldır faaliyet gösteriyor. Ancak bu güne kadar kimse nükleer atıkların nasıl ve nerede nihai olarak saklanabileceğini bilmiyor. Nükleer santrallerin ürettiği yüksek radyoaktivite taşıyan atıkların güvenilir bir şekilde bertaraf edilmesi için dünya çapında bulunmuş tek bir yöntem bile yok. İnsanlık tarihinin çok küçük bir döneminde kullanılabilecek olan nükleer enerji, yarattığı nükleer atıklarla dünya tarihinin çok uzun bir dönemine bela olacak bir miras bırakıyor. Dünya yüzündeki ilk insanlar nükleer santraller kurmuş olsalardı, o santrallerin yüksek radyoaktivite taşıyan atıklarının bugün hâlâ bekçiliğini yapıyor olacaktık.

Nükleer Enerji Bir Atom Bombası Fabrikasıdır

Nükleer enerji, nükleer silahların yayılmasına zemin sağlıyor. Son yıllarda, atom bombası geliştiren ve imal eden ülkeler, başlangıçta sivil amaçlar taşıyan atom programı yürütüyorlardı. Fakat bu sivil programlar, çoğunlukla askeri amaçları gizlemeye yarıyordu. Sivil programlar yoluyla bu devletler, gerekli teknolojilere ve atom bombası yapmak için gerekli bilgi birikimine ulaştılar. Sonuç: Nükleer teknoloji ihracı ve nükleer teknolojinin yaygınlık kazanması nükleer silahların yayılması riskini de önemli ölçüde arttırıyor.

Nükleer Enerji Yalanları

Enerji ihtiyacının karşılanması için Nükleer santrallere muhtaç değiliz. Nükleer enerjinin önemini vurgulamak için atom endüstrisi, nükleer enerjinin elektrik üretimindeki payına dikkat çekiyor. Oysa nükleer enerjinin, dünya genelinde enerji tüketimindeki payına bakıldığında, insanlığın enerji ihtiyacının karşılanmasında hemen hemen hiç öneminin olmadığı ortaya çıkıyor. 2001 yılında, nükleer elektrik, dünya enerji gereksiniminin % 2,3 kadarını karşıladı. Yenilenebilir enerjinin dünya genelindeki ihtiyacın karşılanmasına katkısı halihazırda daha fazla. İnsanlık, nükleer enerjinin sahip olduğu küçük bir paydan rahatlıkla vazgeçebilir. Nükleer kaza riskleri, yüksek radyoaktivite yayan nükleer atıklar ve bunların güvenli bir şekilde saklanmasının getirdiği masraflarda göz önünde tutulursa, nükleer enerjinin kısa bir süre için sürebilecek olan küçücük getirisi hiç de ekonomik olmayacaktır. Nükleer enerji tehlikeli ve gereksizdir.

Nükleer Enerji Hayatlarımızla Kumar Oynamaktadır

Avrupa reaktör kazası riski: % 16 Nükleer santrallerde, teknik eksiklikler ve insan hatalarından dolayı çevreye büyük ölçüde radyoaktif maddelerin yayılmasına yol açabilecek çok ciddi, felaket düzeyinde kazalar olabilir. Resmi "Alman Nükleer Enerji Santaralleri Risk Araştırması Aşama B ye göre, 40 yıldır faaliyet gösteren bir Alman nükleer santralinde reaktör patlaması riski oranı %0,1. Avrupa Birliği ülkelerinde, toplam 150 yi aşkın nükleer enerji santrali faaliyet gösteriyor ve dolayısıyla Avrupa da bir reaktör patlama riski % 16'yı buluyor. Bu ihtimal, zarla ilk atışta 6 atma ihtimaline eşittir. Dünya genelinde 440 nükleer santral faaliyette, bu da 40 yıllık bir süre içinde reaktör patlaması riskinin % 40 a çıkması anlamına geliyor. Çernobil faciasındaki reaktör patlamasının gösterdiği gibi böyle bir kaza neticesinde on binlerce insanın ölebileceğini hesaplamak gerekiyor.

Nükleer Enerjiye Alternatifler

Güneş, rüzgâr, su ve organik atıklardan elde edilecek enerji tüm ihtiyacı karşılar. 2002 yılında parlamento, Almanya nın enerji ihtiyacının 2050 yılında tümüyle yenilenebilir enerjiden sağlanabileceğini belirten bir plan sundu. Almanya gibi küçük yüz ölçümüne sahip fakat, yoğun nüfusu ve enerji kullanımı olan ve yüksek hayat standardına ulaşmış bir ülke için mümkün olan, her yerde mümkündür. Şu an, dünyada kullanılan toplam enerji miktarından daha fazlasının 2050 yılında sadece yenilenebilir enerjiden elde edilebileceğini enerji sektörü ilgilileri dahi kabul ediyorlar. Dünyanın enerji ihtiyacı, güneş enerjisiyle ısıtma ve elektrik üretme tesislerinden, rüzgâr santrallerinden, barajlardan ve organik atıklardan enerji üreten farklı teknolojilerden karşılanabilir. Aynı zamanda dünyanın enerji ihtiyacındaki artışı sınırlandırmak için enerji kullanımında tasarrufu sağlayan teknolojiler kullanılmalıdır. Güneş enerjisi sektörünün hızla gelişmesi, yeryüzünde sınırlı miktarda bulunan petrol, doğalgaz, ve uranyum gibi hammaddeler için savaşların çıkmasını engellemek yolunda önemli bir adım olacak.

Nükleer Enerji Daha Az İş Demek

Rüzgâr enerjisi istihdam yaratmakta,nükleer enerjiyi geçti. Nükleer enerji yüksek sermaye, yenilenebilir enerjiler ise yoğun insan emeği gerektiriyor. Almanya örneğinde de görüyoruz ki, 2002 yılında nükleer enerji sektöründe yaklaşık 30.000 insan çalışırken yalnızca rüzgâr enerjisinde çalışan insan sayısı 53.000 i geçiyordu. Genel enerji üretimindeki payı düşük olmasına rağmen, tüm yenilenebilir enerji dalında çalışan toplam insan sayısı 120.000 civarındaydı. Yenilenebilir enerji sektöründe çalışan insan sayısı her gün artıyor. Yenilenebilir enerji sektörü daha da gelişirse, dünya çapında milyonlarca insana iş imkânı sağlanabilir.
 
 
 
TEP (Temiz Enerji Platformu) İrtibat Bilgileri
 
Tanay Sıdkı Uyar (TEP   Koordinatörü)
Tel: 0532 7744525 , e-posta: tanayuyar@gmail.com
 
Cenap İnaltong (TEP Dönem Sekreteryası) (İSMMMO-Çevre)
Tel: 0532 3147878 , e-posta: cenapinaltong@msn.com
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


SİVİL TOPLUM
(Arşiv Linkleri)


SİVİL TOPLUM

TÜM S.T.K'LAR














BU SAYFAYI TAVSİYE ET!