minidev
MEDYADAN
Bunlar ne işe yarar?-Ahmet Altan
Burası kıpır kıpır, enerji dolu bir ülke.

Derin bir tarihi, çağların içinde birikmiş renkli bir kültürü, muhteşem bir tabiatı ve coğrafyası olan bir ülke.

Olağanüstü bir mizahı, çok kuvvetli bir şiir damarı, çocuksu bir vahşeti ve masumiyeti olan bir ülke.

Burası güzel bir ülke.

Burası tanrının armağanlarıyla dolu bir ülke.

Peki, nedir bu halimiz?

Nedir bizi böylesine zebun eden?

Niye böyle zayıf, niye böyle fakir, niye böyle kan revan içindeyiz?

Ne yapmalıyız insanca yaşayabilmek için?

Size sadece iki kelimeyle cevap verebilirim.

Orduyu düzeltin.

Buna iki kelime daha ekleyebilirim.

Medyayı düzeltin.

Bu iki kurum gerektiği gibi çalışsın, çağdaş ülkelerde ordu ve medya nasıl çalışıyorsa öyle çalışsın, göreceksiniz ki bu ülkenin kaderi tahmin edemeyeceğiniz bir süratle değişir.

Biliyorum, “ya siyaset” diyeceksiniz?

Medya gerçek bir medya gibi olursa siyaset zaten kendiliğinden düzelir.

Doğru, gerçekçi, çıkar gözetmeyen bir medya, siyasetin saçmalığını kısa sürede düzeltir.

Bakın, Aktütün’deki kanlı facianın perde arkasını dün bu gazete yayınladı.

Çok önceden haber alınan, saldırı hazırlığının görüntüleri an be an kaydedilen bir baskını ordu önlememişti.

Hiçbir tedbir almamıştı.

Oradaki çocuklar ölüme bırakılmıştı.

Böyle bir ordu olur mu?

Yeni genelkurmay başkanı ile yeni kara kuvvetleri komutanının yaptıkları ilk konuşmaları hatırlıyor musun?

Kendi meslekleriyle ilgili değildi konuşmalarının vurguları.

Siyasetle ilgiliydi.

İki siyasetçi gibi konuşuyorlardı.

Kimse onlara, “size ne, siz işinizle ilgilensenize” demedi.

Ve onların işleri yerine siyasetle uğraşmasının bedelini genç askerler ödedi.

Daha önce Dağlıca baskınını bile bile önlemedikleri gibi Aktütün baskınını da bile bile önlemediler.

Arkasından çıkıp “baskı yasaları” istediler.

Zaten asıl istedikleri, burada bir askerî yönetimi sürdürmek ve mümkün olduğunca güçlendirmek.

Kürt sorununun demokratik yollarla çözümünü bu nedenle engelleyip duruyorlar.

Öylesine siyasetle meşguller ki askerliği bir kenara bırakmışlar.

Sadece siyaseti tekellerine almayı, toplumun üstündeki baskıyı artırmayı amaçlıyor.

Böyle bir ordu olmaz.

Yeryüzünün her normal ülkesinde bunun hesabı o komutanlardan sorulur.

Burada soruluyor mu?

Hayır.

Dün Meclis’te bütün partilerin grup toplantıları vardı.

Tek bir parti bile bu konuya değinmedi.

Birbirleriyle kayıkçı kavgası yapmaya daldılar.

Öylesi daha kolay çünkü.

Peki, eğer Aktütün’de ölüme terk edilen o genç çocuklara sahip çıkmayacaklarsa, bu partiler neye sahip çıkacaklar?

Ne için var bu partiler?

Birbirlerine küfretmek, saçma sapan polemikler yapmak için mi?

Ya iktidar niye var?

O başbakan niye var?

Böyle bir facianın hesabını sormayan bir başbakan olsa ne olur, olmasa ne olur?

Şimdi, alın bugünkü gazeteleri ve bakın bakalım.

Kaç gazete, bu siyasetçileri, Aktütün konusuna değinmedikleri için eleştirecek?

Kaç gazete, hükümete, “bu olayın hesabını sormak zorundasın” diyecek?

Eğer medya gerçekten medya olsa, bunun peşini bırakmaz.

Bunun hesabının sorulacağını bilen siyasetçiler de o utanç verici kavgalar yerine gerçek işlevlerini yerine getirirler.

Ölen çocuklara sahip çıkarlar.

Çıkarlar ki başka çocuklar ölmesin.

Meclis, hükümet, siyasi partiler bu ülkedeki insanların mutluluğunu ve özgürlüğünü korumak için var.

Korumayacaklarsa varlıkları ne işe yarar?

Siyasete dalıp askerliği unutmuş bir ordu, gerçekleri söylemeyen bir medya ve ürkek bir siyaset kurumu bu ülkeyi bu hale getiriyor işte.

Önce orduyu düzeltmeli bu ülke.

Onu siyasetten uzaklaştırmalı.

Yoksa daha çok çocuk ölür.

Onların ölümü baskı yasaları için bahane edilir.

Medya, gerçekleri yansıtmalı.

Orduyu da, siyaseti de hakkaniyetle eleştirmeli.

O zaman bu korkak politikacılar da biraz cesaret bulur belki.

Ya da yerlerine cesur birileri gelir.

Yeryüzünün en güzel ülkelerinden birinde yaşıyoruz, herkesin gıpta edeceği bir ülke olmak için her şeye sahibiz, eğer öyle olamıyorsak nedeni sadece biziz.

Böyle bir orduya, böyle bir medyaya ve böyle siyasetçilere tahammül etmenin bedelini fakirlik içinde çocuklarımızın ölünü seyrederek ödüyoruz.
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!