minidev
AB YOLUNDA
Obama şaşırma sabrımızı taşırma-Cengiz Aktar
Başbakan ile Cumhurbaşkanı
 
Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın üslûp ve içerikleri giderek ayrışıyor. Yürütmenin başı giderek melekelerini kaybeden, yalnız ve bir o kadar da hırçın bir siyasetçi görünümü çizerken Cumhurbaşkanı sanki farklı bir ülkenin yetkilisiymişçesine sakin ve akil bir görüntü veriyor. 
 
Ancak Cumhurbaşkanı’nın partiler üstü konumunu iyi değerlendirmesi ve her şeyle ilgilenmekten kaçınarak belli konulara yoğunlaşması daha faydalı olacak. Zira her tarafa yetişecek ne vakti ne ekibi ne de yetkisi var. Bu nedenlerden söylediklerinin havada kalma olasılığı çok yüksek. İlgisi dâhilinde olan AB işlerine geri dönülmesi, Ermenistan ilişkileri ve Kürt meselesi esasen görev süresine yeter de artar bile. Cumhurbaşkanı AB konusunda, hükümetin çıkardığı yasaları ‘AB ile uyumsuz’ diyerek geri çevireceği gün inanılır olacak. Kürt meselesinde Başbakan’ın dışlayıcı söylemlerine karşı açıklama yapabildiği gün cumhurun başı olduğunu kanıtlayacak.  Ermenistan ile ilişkilerde ise dışişleriyle ilgilenen AKP’lilere tevazu telkin ettiği ölçüde sonuç alınmasını kolaylaştıracak.
 
‘Obama şaşırma sabrımızı taşırma’
 
Dünyada Obama ve yardımcısı ‘Türk düşmanı’ yaftalı Joe Biden’in seçilmesine bir tek bizim siyasetçiler ve ‘devlet adamları’ sevinemedi. Pek çok neden var: Obama’nın ‘soykırım’ sözünü sarf edebilecek olması; diğer nazik konularda selefinden daha fazla demokrasi vurgusu yapacak olması; AB ve Kıbrıs konularında açık destekçi olması; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmiş olsa da Türkiye’nin hiç haz etmediği çoktaraflı diplomasiye meyil edecek olması; ve belki en can alıcısı, devletin daha adını dahi telaffuz etmekten ürktüğü kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile yapıcı bir ilişkiye girilmesinde ısrarcı olma olasılığı.  
 
Nitekim AKP’nin dışpolitika üstadları seçim öncesinde Vaşington’un yolunu tutup özellikle Obama’ya aba altından sopa göstermişlerdi. ‘Irak’tan çekilirken bize ihtiyacın olacak, soykırım moykırımla uğraşırsan bizi unut’ yollu tehditler savurarak sözümona politika belirlemişlerdi. Şimdi temenni Demirel’in ‘iktidara geldiğinde önüne karakitabı koyarlar acı gerçekleri anlayıverirsin’ sözündeki gibi Obama’nın hakkın yolunu bulup Türkiye’yi küstürmeme politikasına gideceği yönünde. Yani devekuşu politikalarına devam.
 
Vecdi Gönül’ü Allah söyletmiş
 
Pazartesi Savunma Bakanı 10 Kasım münasebetiyle Brüksel’de yaptığı konuşmada Ermeni ve Rumlarla millî devlet kurulamayacağını dile getirdi. İfadelerinin yol açtığı tepkileri ne kadar hesapladı bilinmez. Defalarca yazdığımız gibi Türk ulusu İslâm diniyle şekillenir. 20. yüzyıl başında ittihatçılar ve arkadan cumhuriyetçilerin zihinlerindeki Türk ulusunun en somut ve temel dayanağı dindir. Ulusu tarif eden diğer özelliklerin hiçbiri (dil, ırk, kültür, iktisadiyat) 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında bu coğrafyada din kadar mevcut değildir. Uluslaşma sürecinin temel öğesi olan din, o dinden olmayanı doğal olarak süreçten dışlar, gayrimillî sayar. Ermeni, Rum ve Yahudi bu anlamda ulusun doğal ötekisi, hasmıdır. Ulusun kuruluş aşamasından bu yana müslüman olmayanlara yer olmadığı gibi Türkler dışında kalan Müslüman unsurlara, ancak türkleşirler ve kimliklerini unuturlarsa yer vardır.Uluslaşma süreçlerinin acıları, yanlışları, zulmü sadece buralara mahsus değil. Yunan ulusunun temel öğesi de Katoliklik dâhil tüm diğer inançları dışlayan Ortodoks dinidir. Uluslaşma muhtemelen insanoğlunun başına yakın zamanda gelmiş en vahim hadise. Önemli olan bunun böyle olduğunu kabul etmek, günahını sevabını bilmek, ilerisi ve özellikle de Kürt meselesi için ders çıkarabilmek
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!