minidev
AB YOLUNDA
Başbakan’ın seyahatleri-Cengiz Aktar
                                                  
Başbakan’ın yurtdışı gezileri pek faydalı oluyor. İçeride katiyen işitmediğimiz siyasî hedef ve politikaların varlığından haberdar oluyoruz. Buna iyi örnek son Amerika ve İsviçre seyahati ve şimdiki Hindistan seyahati. Başbakan yurtdışında ne vakit ağzını açsa AB yolunda kararlı bir şekilde ilerlendiğini ve hedeften şaşılmayacağını söylüyor. Dinleyenler gülmekten kendilerini alamıyorlardır. Başka konular da söz konusu oluyor. Bu defa İran’ın nükleer güce sahip olması gerektiği konusunda gayet beceriksizce bir beyanda bulundu. Dışişlerinden bilgi almadığı, sadece yakınındaki akıldânelerle konuştuğu anlaşılıyor. Söylediğinin özü yanlış değil ama bunu nasıl dile getirdiği önemliydi. Eski Fransız Cumhurbaşkanı Chirac da benzer bir tavır almıştı ama kimse ona Erdoğan’a gösterdiği tepkiyi göstermemişti. Zira sonuçta en akılcı yol İran’ın nükleer gücünü kabullenip bu ülkeyi 1979’dan bu yana dışında olduğu uluslararası platforma çekerek normalleştirmektir.
 
Başbakan İran’ın nükleer güç olmasını desteklerken etrafındaki Kissenger’ler ‘İran ile ABD’nin arasını biz bulalım’ dediler herhalde. Nitekim ‘Türkiye ABD-İran için devrede’ haberleri yayılıverdi. Kendine barış getirmekten aciz Türkiye’nin dışarıda, her önüne gelen anlaşmazlığa el atma hevesi artık komik ötesi olmaya başladı. Üstelik Mustafa Kemal dahi sulh  önce yurtta sonra cihanda demişken… 
 
Arabuluculuk hevesi konusunda alalım şu Dağlık Karabağ meselesini. Türkiye’nin bu meseledeki tek kozu diplomatik ilişki kurup sınırını açtıktan sonra Ermenistan ile geliştireceği olumlu diyalogdur. Bu çok uzun soluklu pedagojik bir süreçtir. İlerde belki Karabağ’a da sıra gelir. Bugün için Azerbaycan ile Ermenistan’ın çözüm konusunda Moskova’da ay başında imzaladıkları o suya sabuna dokunmayan deklarasyon dışında herhangi bir ortak çözüm iradeleri var mı? Yok! Haydar Aliyev sağlığında farklı Ermeni cumhurbaşkanlarıyla 22 kez görüşmüştü. İki ülke heyetleri 1995’ten beri 60’tan fazla toplantı yaptı. Karabağ bu toplantıların tek gündem maddesi filan değildi.
 
Türkiye’nin ekonomik kriz ile olan zor ilişkisi
 
Geçen haftaki dış gezinin esas ayağı ABD’deki G–20 toplantısı idi. Başbakan orada krizin ciddiyeti konusunda yapılan beyanları dinlemiş ki dönüşte yaptığı basın toplantısında ilk kez gerçeğe yakın bir şeyler okudu önündeki kâğıttan. Aylardır, yapılan tüm ikazlara rağmen krizin buralara uğramayacağından dem vuran Başbakan nihayet 1 Ocak itibariyle ve altı ay için krizin Türkiye’ye de geleceğini açıkladı. Sanki ziyaret ediliyoruz. Hâlbuki krizin gerçekliğini anlaması için bir kez sokakta dolaşması yeterliydi.
 
Hükümetin krizi yönetmek ve önlem almak gibi bir telaşı yok. Öyle olsaydı reel ekonominin dört gözle beklediği önlem paketinden yarım ağızla ve Hindistan’a giderken uçakta bahsetmez ulusa seslenirdi. Krizi görmek istememesi ve fobi haline gelmiş kriz endişesi elbette siyasî ve yerel seçimlerle ilgili. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde alınan %48 oyun temelinde ideolojik tercihlerden ziyade ekonomik çıkarlar olduğunu iyi biliyor. Nitekim bu sefer seçimlerde umulan sonuçlar alınmayabilir.
 
Başbakan ve partisinin ekonomik önlem almak yerine milliyetçi şahinliği beyanlarının ana ekseni haline getirmeleri de bu yüzden. Yangınlara körükle gidilen bir ortama doğru itildiğimiz açık. Kriz, küresel olması ve daha önce benzeri yaşanmamış olması dolayısıyla bizim tek başımıza yaşadığımız 2001 krizinden çok farklı. Şiddetle ihtiyacımız olan yabancı kaynak ve ihracatın aşırı daralacağı, belirsizliklerle dolu bu ekonomik darboğazda ortamı gererek politika yapmak son derece sakıncalı. Zira hükümetin ve partinin kolayca düşman tayin eden milliyetçi ifadelerine kulak verecek bir işsiz ordusu geliyor. 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!