minidev
MEDYADAN
Odamda volta atarak yaptığım Ergenekon kazısı- Gökhan Özgün
Polis Türkiye’yi kazıp her yerden cephane çıkartırken, ben de kendi imkânlarımla ele geçirdiğim ‘zihin krokileri’nin izini sürerek bir başka kazı yaptım. Bu bir zihin kazısıdır. Bu yüzden kimse korkmasın. Hesabı poliste ve mahkemelerde değil, vicdanda ve muhakemelerde görülecektir.

Elime geçen zihin krokilerinde sağduyu caddesinin tam vicdan sokağını kestiği köşede bir çarpı işareti vardı. Orayı kazdım. Ve inanılmaz bir mühimmat buldum. Burası Ergenekon’un ideolojik cephaneliği olmalıydı. Çünkü bu çukurda bulduğum kavramlar ideolojik bütünlük gözetilerek değil, tahrip gücü kayda alınarak biraraya getirilmişti.

Bu cephanede başköşede ‘anti-emperyalizm’ kavramı duruyordu. Eski zaman işçiliği bir başka oluyor. Yüzyıl öncesinin el işçiliğiyle üretilmiş anti-emperyalizm kavramı diğerleri arasında pırıl pırıl parlıyordu. Bu kavramın neredeyse ilk günkü gibi korunmuş olmasını Türkiye ikliminin özel koşullarına da bağlamak gerekiyor. Bu antika ve tasarımı mükemmel silah, ‘solun’ cephanesinden buraya kimse görmeden nasıl taşınmıştı, anlamak çok güç. Çünkü aynı nakil işlemini zamanında Mussolini de yapmıştı. Sosyalizmden faşizme Marksist kavramları kullanarak bir günde ani bir viraj alan Mussolini, dünyanın gözünden kaçmak bir yana, dünyanın gözünü çıkartmıştı. Mussolini bu virajı ‘Proleter İtalya burjuva Avrupa’ya karşı’, el çabukluğuyla almıştı. E, proleterliği bütünüyle bir millete atfettiğiniz anda, anti-emperyalizm kavramını taşımak bile gerekmiyor, adeta soldan sağa ışınlanıyor. Ortadoğu’da parça etkisi yüksek olan, en büyük erdemi basitlik olan bu silahın Türkiye’deki en kullanışlı yanı, silahı parçalarına ayırıp farklı bir şekilde biraraya getirdiğinizde mükemmel bir suikast silahına dönmesi. Bu suikast silahını da hepiniz tanıyorsunuz: Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Namı diğer, anti-emperyalizm.

İdeolojik Ergenekon cephaneliğinin başköşesinde duran bir başka antika silah ise Ermeni düşmanlığıydı. Nazi ırkçılığı kadar şatafatlı olmasa bile meraklısı için çok daha minimalist, çok daha cazip bir tasarım taşıyordu. Çok daha sade bir ırkçılık olan Ermeni düşmanlığı en medeni salonlarda bile ortamın medeni tasarımını çok bozmadan varolabiliyordu. Ayrıca kafatası antropologlarını da meşgul etmiyordu. Çünkü kafatası antropolojisine girmemekte fayda vardı. Ortak kafatası bulmanın çok zor olduğu Anadolu’da, yine de çok sık rastlanan bir kafatası yapısı vardı. Bu kafatasına antropologlar ‘Armenoid’ kafatası adını veriyor. Bilmem bu bilgi Türkleri rahatlatır mı? Ermeni kıyımını, başka hiçbir çare kalmazsa, Ermeni’nin Ermeni’ye, daha doğrusu Armenoid’in Ermeni’ye eziyeti olarak da lanse edebilirler. Bu imkânı da kafatası antropologlarına bırakalım.

Ermeni düşmanlığının hemen yanında Yahudi düşmanlığı duruyordu. İşin ilginç yanı, bu evrensel patlayıcı, Hitler’in cephaneliğinden değil, Müslümanların cephaneliğinden buraya taşınmıştı. Bu da ona çok kullanışlı bazı özellikler katıyordu. Birkaç gün evvel Cumhurbaşkanı’nın Ermeniliğini sorgulayan CHP’li bir ‘Şık Latife’ ertesi gün Filistin poşusuyla Meclis’e geldiğinde ‘evrensel demokrat’ olabiliyordu. ‘Globia’nın derin devleti, ya da bir diğer deyişle Global Ergenekon İsrail devletinin Yahudi düşmanlığını sürekli besleme hali de düşünülürse, bu ideolojik silah, cephaneliğin en pratik parçalarından biri haline geliyordu.

İdeolojik Ergenekon cephaneliğindeki en konvansiyonel silah ise ‘demokrat düşmanlığı.’ Batı’lı iklimlerde ateş almayan bu silah Türkiye’ye özeldir. Bu silahı Türkiye’de bakkaldan bile temin edebilirsiniz. Mantar tabancası statüsündedir. Merkez medyamız tarafından gazeteyle birlikte her gün promosyon olarak kuponsuz dağıtılır. Mesela, Hrant Dink’in öldürüldüğü günkü Sabah gazetesinin ilk sayfasına bakın, ‘ASALA Rambo’yla geri dönüyor’ büyük puntolarını göreceksiniz. Objektif habercilik canım. Sylvester Stallone ASALA’yı yücelten bir filmde oynayacak’mış. Onun haberi. Hrant Dink’in de, bu haberin de, devamı gelmedi. Fatih Altaylı’nın devamı ise yine büyük yerden geliyor.

Karanlık Savaşlar teorisi silahı. Ergenekon cephanesinde bulunan bu silah Genelkurmay yapımıdır. Bu yüzden izini sürmek mümkün değildir. Beylik bir silah mıdır, yoksa bünyeye yavaş yavaş nüfuz eden çok tehlikeli kimyasal bir silah mı? Henüz anlamak mümkün değil. Parçaları ele geçirilmiş olmasına rağmen silahın bütününe henüz hiç bir yerde rastlanmamıştır.

Batı düşmanlığı silahı: Süngü kıvamındaki bu yakın dövüş silahı da yine Müslümanların cephanesinden çalınmıştır. Ama bu hırsızlık öyle bir arzu ve ihtirasla yapılmıştır ki, memleketimizdeki Müslümanların Batı düşmanlığı cephanesinin neredeyse hepsi tükenmiş ya da kullanılmaz hale getirmiştir.

Devrimcilik silahı: Ergenekon cephanesinin Mona Lisa’sı. Sosyalizmin orta yerinden nasıl yürütülmüştür, bu ciddi bir araştırma konusudur. Böyle bir silahı kaptırınca en çok telaşa kapılması gereken sosyalistler olması gerekirken, nasıl böyle bir rahatlık içinde oldukları büyük bir muammadır. Belki bu silaha inançlarını çoktan kaybettiklerindendir. Çöpe atmaya elleri varmadığından, çalınsın daha iyi, demiş olabilirler. Böylece hem kullanmak zorunda kalmazlar hem de hala envanterlerinde gösterebilirler.

Artık üzerinde nal gibi Ergenekon damgası olan bu silahlar, eskisi gibi kullanışlı değil. Buyurun size bir Ergenekon soruşturması faydası daha.

Bu ideolojik silahları müzeci bir koleksiyoner sabrı ve şehvetiyle toplayan Ergenekon, bu müzeye hem küratör hem de bekçi olarak niye CHP’yi ve Baykal’ı tayin etmiştir? Bu cephaneliğin en büyük muamması da bu zaten.
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!