Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR



Güncelleme: 26. 04. 2003

Paslanma makinası (Devamı)

"Hey delikanlı" dedi Yetkili, "Şu formu Dr. Matthews'a bir götürüver. O seninle yakından ilgilenir".
"Demek beni Savaş Bölgesi'ne göndermeyeceksiniz..."
"Hayır" dedi Yetkili, "Şimdilik vazgeçtim bundan... Seni Dr. Matthews bir görsün. Kararı o zaman veririz".

"Olmaz" dedi genç adam, ayağa kalkarak... "Bir dakika sonra karargahı terketmiş olacağım... Bana değerli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim".

Telaşlanmıştı Yetkili... O da delikanlının peşinden ayağa fırladı. "Heyecanlanmana gerek yok delikanlı" dedi, "Ayrılman da gereksiz... Kimsenin sana zarar vermeye, canını yakmaya niyeti yok."

"Kimse bana inanmıyor" dedi delikanlı inatçı biçimde... "Ben de bu yüzden ayrılmaya karar verdim". Kapıyı açtı ve dışarı çıktı.

***

Yetkili yalnız kalmıştı odasında...

Kapalı kapıya baktı bir süre...

Önce iç geçirdi, sonra avuçlarıyla yüzünü ovuşturdu. Tam o sırada telefon çaldı. Ahizeyi kaldırıp kulağına götürdü.
"Haaa... Sen misin doktor... Ben de şimdi seni arayacaktım" dedi, "Sana bir delikanlı gönderecektim. Böyle birinin ortalıklarda serbestçe gezinmesinin bir tehlikesi var mı?... Yok mu?... Sen bilirsin doktor... Uzunca bir dinlenmeye ihtiyacı mı var?...Hayal görüyor olmalı bu delikanlı... Evet, evet... Parlak bir genç... Ama 16 yıldır savaşın içinde... Savaş koşulları kimi insanı böyle etkiliyor".

Bir süre dinledi karşısındaki sesi... Söylenenlere sessizce başını salladı, elini cebine götürüp kalemini aradı.
"Bir dakika" dedi, "Şu söylediklerini not edeyim."
Baktı, kalemi ortalarda yok...
"Ben de bu kalemimi hep kaybediyorum" diye mırıldandı, kendi kendine... Kalemini koyduğunu hatırladığı yere yeniden soktu elini. Kurcaladı orasını...

Sonra işaret parmağıyla başparmağını birleştirip, orada bulunmaması gereken bir şeyi kavradı. Masasının üstüne silkeledi, eline geleni... Kırmızı-sarı pas tozuydu bu... Pas zerrecikleriydi.

Gözleri yuvalarından uğramış durumda, öyle kalakaldı birkaç saniye... Sonra telaşla ahizeyi kapıp,
"Dr Matthews.. Çabuk telefonu kapa... Hattı boşalt" diye bağırdı...

"İnzibat Karakolu mu?" diye bağırdı ahizeye... "Silahlarınızı kapın hemen... Biraz sonra biri gelecek, nizamiyeye...Yakalayın onu... Yok, yakalamayın... Gördüğünüz anda gebertin.... Evet! Yanlış anlamadınız. Ben Yetkili'yim. Gebertin o herifi..."
"Aman efendim... Nasıl olur? Nasıl öldürürüm?" diye kekeledi karşıdaki ses...
"Ulan, budala herif saçmalama" diye kükredi Yetkili... "Size o tüfekleri oyuncak diye mi verdik? Basarsın tetiğe, öldürürsün köpeği..."
"Olamaz" diye mırıldandı, nizamiye görevlisi... Sesi de, soluğu da kesildi ondan sonra...

Elindeki ahizeyi salladı Yetkili kükredi yeniden...
"Tüfeğini hazır etmezsen seni ben gebertirim".
"Kimseyi öldüremem ben" diye sayıkladı nöbetçi...

İşte, ne olduğunu o zaman kavradı Yetkili... Çöktü koltuğuna... Pencereden bakıp, olanları kendi gözleriyle görmeye bile gerek duymadı.

Uçak hangarları kahve-kızıl pas yığınlarına dönmüş, uçaklardan artakalan pas zerrecikleri yellere yem olmuştu kuşkusuz... Tanklar, kamyonlar, yellerin önüne katılmış toz bulutları gibiydiler.

"Sayın Yetkili" diye bir ses geldi, ahizenin öbür ucundan... Toparlamıştı Yetkili kendini...
"İyi kulak verin bana" diye haykırdı, "Tahta, taş, tuğla, diş- tırnak, yumruk... Ne bulursanız, onunla peşine düşün... Tekmeleyin, kaburgalarını kırın... Ne yapın, edin yakalayın, öldürün adamı... Ben hemen geliyorum".

Alışkanlıktan, masasının gözünü çekip elini beylik tabancasına attı. Deri kılıfın içinde bir kızıl- kahve toz birikintisinden başka bir şey yoktu. Küfrederek ayağa fırladı. Bir iskemle kaptı odadan çıkarken... "Gözünü sevdiğimin tahtası" diye mırıldandı, soluk arasında... Bacaklarını ayırdı sandalyenin... Eline de tam oturmuştu, sopa... Denemek için bir-iki kere açık avucuna vurdu sopayı... "Gözünü sevdiğimin tahtası" diye tekrar mırıldandı.

Sonra da, ilkellerin savaş çığlığını andıran bir haykırışla elinde, sopa odadan fırladı. Nizamiyeye doğru koşmaya başladı.



Ray Bradbury



Öykünün baş tarafı için tıklayın




Diğer yazılar için tıklayın


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla